Birlik Üstüne Birlik, Platform Üstüne Platform: Peki, Dünün Birliklerine Ne Oldu?

featured
Paylaş

Devrimci hareketin birlik anlayışı, örgütsel süreklilik sorunu ve muhasebesiz tekrar üzerine

Türkiye devrimci hareketinin yıllardır aşamadığı temel sorunlardan biri, birlik ihtiyacının sürekli dile getirilmesine rağmen, bu ihtiyacın kalıcı, üretken ve toplumsal karşılığı olan bir mücadele pratiğine yeterince dönüştürülememesidir. Birlik adına kurulan platformlar, oluşturulan koordinasyonlar, ilan edilen ortak mücadele zeminleri birbirini izlemekte; ancak bunların ne ölçüde amacına ulaştığı, neden etkisizleştiği, varlıklarını sürdürüp sürdürmediği ya da neden yeni bir yapılanmaya ihtiyaç duyulduğu konusunda ciddi bir siyasal muhasebe ortaya konulmamaktadır.

Son günlerde birçok kurum tarafından yapılan “Avrupa’daki devrimci ve demokratik kurumlar ortak platform hedefiyle Köln’de bir araya geliyor” çağrısı da tam olarak bu tarihsel sorunu ve örgütsel çelişkiyi yeniden gündeme getirmektedir.

Kuşkusuz birlik, dayanışma ve ortak mücadele, içinden geçtiğimiz siyasal süreç açısından önemli ve yakıcı bir ihtiyaçtır. Emperyalist savaş politikalarının, ırkçılığın, milliyetçiliğin, göçmen düşmanlığının ve demokratik haklara yönelik saldırıların yoğunlaştığı koşullarda ortak mücadele zeminlerinin geliştirilmesi gerektiği açıktır.

Ancak burada tartışılması gereken, birliğin gerekli olup olmadığı değil, birlik adına sürekli yeni örgütsel yapılar ilan edilirken önceki deneyimlerin neden sorgulanmadığı ve aynı kurumların neden her defasında benzer bir kuruluş pratiğini tekrarladığıdır.

Çünkü devrimci ciddiyet, yalnızca yeni hedefler ilan etmeyi değil, geçmişte ilan edilen hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirildiğinin hesabını vermeyi de gerektirir.

Dün de Aynısı Yapıldı, Bugün de: Değişen Ne?

Çok geriye gitmeye gerek yok. Avrupa Demokratik Güç Birliği (ADGB), Avrupa’daki devrimci ve demokratik kurumların ortak mücadelesini geliştirme amacıyla oluşturuldu. Ne var ki ADGB’nin kuruluş sürecinde de daha önce var olan birlik yapılarının akıbeti açıklığa kavuşturulmadan, geçmiş deneyimlerin kapsamlı bir muhasebesi yapılmadan yeni bir birlik ilan edilmesi sorunu yaşanmıştı.

Bugün ise benzer bir durumla yeniden karşı karşıyayız.

ADGB’nin feshedildiğine ilişkin kamuoyuna yapılmış bir açıklama ortada yokken, varlığını sürdürdüğü anlaşılan bu yapının yanında, yine aynı coğrafyada, benzer siyasal hedeflerle ve büyük ölçüde aynı kurumların çağrısıyla yeni bir ortak platform oluşturulmak istenmektedir.

Dün mevcut birliklerin akıbeti açıklanmadan ADGB kurulmuştu. Bugün ADGB’nin akıbeti açıklanmadan yeni bir platform gündeme getiriliyor. Peki, yarın bu yeni platformun üzerine hangisi eklenecek?

Sorunun özü tam da buradadır.

Avrupa Demokratik Güç Birliği artık ihtiyaca cevap vermiyor mu? Vermiyorsa neden? Ortak mücadele anlayışı mı yetersiz kaldı, örgütsel işleyiş mi tıkandı, siyasal farklılıklar mı aşılamadı? Yoksa mevcut birlik, nedenleri açıklanmadan fiilen bir kenara mı bırakılıyor?

Eğer ADGB hâlâ varlığını sürdürüyor ve faaliyet yürütüyorsa, yeni kurulacak platformun ondan farkı nedir? İki yapı yan yana mı faaliyet yürütecektir? Yeni oluşum mevcut birliğin devamı mı, alternatifi mi, yoksa onun yerine geçecek başka bir örgütsel biçim midir?

Bunlar açıklanmadan yeni bir kuruluş çağrısı yapmak, yalnızca örgütsel bir belirsizlik yaratmaz; aynı zamanda birlik politikasının siyasal tutarlılığını da tartışmalı hâle getirir.

Daha da önemlisi, dün ADGB’yi kuran kurumlarla bugün yeni platform çağrısında bulunan kurumların büyük ölçüde aynı olması, sorunu daha belirgin kılmaktadır.

Aynı kurumlar, aynı çağrıcılar, benzer hedefler ve değişmeyen çalışma tarzlarıyla yeni bir birlik ilan edilmesi, hangi somut değişimin ifadesidir?

Burada bir kez daha altını çizmek gerekir: Sorun yeni birliğe karşı çıkmak değildir. Sorun, önceki birlik deneyimlerinin sonuçları açıklanmadan, aynı yöntemin sürekli yeniden üretilmesidir.

Feshedilmeyen Yapılar, Açıklanmayan Sonuçlar, Bitmeyen Kuruluşlar

Devrimci ve demokratik hareketin geçmiş pratiğine bakıldığında, benzer bir örgütsel alışkanlığın tekrarlandığı görülmektedir. Bir dönem büyük iddialarla oluşturulan birlikler ve platformlar, zaman içerisinde etkinliklerini kaybetmekte veya kamuoyunun gündeminden uzaklaşmaktadır. Fakat bu yapıların hangi siyasal değerlendirmeler sonucunda işlevsizleştiği, neden devam edemediği ya da hangi kararlarla sona erdiği yeterince açıklığa kavuşturulmamaktadır.

Ardından yeni bir ihtiyaç tespiti, yeni bir çağrı, yeni bir toplantı ve yeni bir kuruluş açıklaması gelmektedir.

Sanki dün hiçbir şey yaşanmamış, hiçbir birlik kurulmamış, hiçbir ortak hedef ilan edilmemiş gibi…

Oysa dün kurulan birliklerin bileşenleri de, bugünkü yeni kuruluşların çağrıcıları da çoğu zaman aynı siyasal kurumlardır.

Bu durumda sorun yalnızca birliklerin süreklilik kazanamaması değildir. Asıl sorun, bu süreksizliğin nedenlerinin sorgulanmaması ve onu üreten siyasal-örgütsel anlayışın değişmeden devam etmesidir.

Bir örgütsel yapının işlevini tamamlaması, dönüşmesi veya feshedilmesi elbette tek başına bir başarısızlık değildir. Siyasal koşullar değişebilir, mücadele araçları yenilenebilir, farklı ihtiyaçlar ortaya çıkabilir. Ancak bütün bunların bir açıklaması, gerekçesi ve siyasal muhasebesi olmak zorundadır.

Aksi hâlde birlikler, mücadeleyi geliştiren araçlar olmaktan uzaklaşıp sürekli yenilenen örgütsel tabelalara dönüşme tehlikesi taşır.

Dün kurulanın neden devam edemediği açıklanmıyor, bugün kurulanın neden farklı olacağı ortaya konulmuyor; fakat her defasında yeni bir başlangıçtan söz ediliyor.

İşte üzerinde durulması gereken kısır döngü budur.

Marksist Yöntem Açısından: Yenilik İsimde mi, İçerikte mi?

Marksist diyalektik açısından gelişme, eski biçimin üzerine mekanik olarak yeni bir biçim eklemek değildir. Gelişme, mevcut çelişkileri açığa çıkarmak, deneyimin olumlu ve olumsuz sonuçlarını değerlendirmek ve bunları aşan yeni bir nitelik yaratabilmektir.

Bu nedenle birliğin gerçek ölçütü, kaç kurumun yan yana geldiği, kaç deklarasyonun yayımlandığı veya kaç yeni platformun ilan edildiği değildir.

Asıl ölçüt, oluşturulan birliklerin sınıf mücadelesiyle, emekçi kitlelerle ve toplumsal hareketlerle nasıl bir ilişki kurduğu; ortak siyasal iradeyi ne ölçüde geliştirdiği ve somut mücadelede ne tür sonuçlar ürettiğidir.

Biçim ile içerik arasındaki diyalektik ilişki tam da burada önem kazanır.

Yeni bir isim, yeni bir koordinasyon veya daha geniş katılımlı bir toplantı, tek başına yeni bir siyasal içerik anlamına gelmez. Dünün örgütsel alışkanlıkları, karar alma yöntemleri, kurumlar arası ilişkileri ve mücadele anlayışı değişmiyorsa, bugünkü yeni biçimin farklı sonuçlar yaratacağı nasıl açıklanacaktır?

Aynı nedenler varlığını sürdürürken yalnızca sonuçların farklı olmasını beklemek, diyalektik bir yaklaşım değil, biçimsel bir yenilenme anlayışıdır.

Marksist eleştiri ve özeleştiri de tam olarak bu noktada anlam kazanır. Eleştiri, yalnızca başkalarının eksikliklerini göstermek değildir. Kendi siyasal çizgisini, örgütsel pratiğini ve mücadele araçlarını yaşamın somut sonuçları üzerinden sınayabilmektir.

Dünün deneyiminden öğrenmeyen bir siyasal anlayışın, bugün aynı sorunları yeniden üretmesi şaşırtıcı değildir.

Çünkü geçmişin eleştirel değerlendirmesi yapılmadan gerçekleşen her yeni kuruluş, eski çelişkilerin aşılması yerine onların başka bir örgütsel biçimde sürdürülmesi riskini taşır.

Birlik Çağrısı Kadar Birliğin Hesabını Vermek de Sorumluluktur

Devrimci hareket açısından siyasal sorumluluk, yalnızca doğru talepleri savunmak veya güçlü açıklamalar yapmakla sınırlı değildir. İlan edilen hedeflerin, alınan kararların ve oluşturulan yapıların sonuçlarını değerlendirmek de bu sorumluluğun ayrılmaz parçasıdır.

Birlik adına yapılan her çağrı, aynı zamanda mücadeleye katılan insanlara verilmiş siyasal bir sözdür.

O sözün ne ölçüde yerine getirildiğini açıklamak, ortaya çıkan yetersizliklerle yüzleşmek ve alınan kararların sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmak, devrimci ciddiyetin gereğidir.

Hiç kimse kurulmuş bir birliğin sonsuza kadar sürdürülmesini talep etmek zorunda değildir. Ancak bir yapının neden kurulduğunu açıklayan kurumların, neden işlevini tamamladığını, neden değiştirildiğini veya niçin yeni bir yapıya ihtiyaç duyulduğunu da açıklaması beklenir.

Özellikle de yeni oluşumun çağrıcıları, önceki birliklerin kurucuları ve bileşenleriyle büyük ölçüde aynıysa bu sorumluluk daha da belirgin hâle gelir.

Çünkü burada farklı siyasal öznelerin farklı dönemlerde geliştirdiği bağımsız girişimlerden değil, aynı siyasal çevrelerin kendi geçmiş pratikleriyle kurduğu ilişkiden söz ediyoruz.

Dün kurduğunuz birliğin hesabını vermeden bugün yeni bir birlik çağrısı yapıyorsanız, önce kendi pratiğinizle aranızdaki çelişkiyi açıklamak durumundasınız.

Bu bir suçlama değil, siyasal tutarlılığın ve devrimci sorumluluğun gerektirdiği meşru bir sorgulamadır.

Yeni Bir Platform mu, Eski Pratiğin Yeni Adı mı?

Köln’de gündeme getirilen ortak platform çağrısı, geçmiş deneyimlerden farklı bir yönelim geliştirme olanağı taşıyabilir. Ancak bunun ölçütü kuruluş toplantısının gerçekleştirilmesi veya yeni bir deklarasyonun yayımlanması değildir.

Asıl belirleyici olan, önceki birlik deneyimlerinin değerlendirilip değerlendirilmediği, ADGB ile yeni platform arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulup kavuşturulmadığı, mevcut örgütsel yetersizliklerin nasıl aşılacağının ortaya konulup konulmadığıdır.

Çünkü devrimci hareketin ihtiyacı, yalnızca kurum isimlerini çoğaltmak değil, ortak mücadeleyi geliştirecek siyasal iradeyi ve örgütsel işleyişi yaratabilmektir.

Birlik ihtiyacının büyüklüğü, geçmişin muhasebesini gereksiz kılmaz; tersine, onu daha da zorunlu hâle getirir.

Bugün gerçekten yeni bir mücadele anlayışı geliştirilmek isteniyorsa, işe dünün birlik deneyimlerinin açık ve kolektif değerlendirmesiyle başlanmalıdır.

ADGB’nin neden kurulduğu, hangi hedeflere ulaştığı, hangi sorunları aşamadığı ve bugün hangi işlevi yerine getirdiği ortaya konulmadan, aynı kurumların yeni bir platform ilan etmesi doğal olarak soru işaretleri yaratacaktır.

Üstelik ADGB kurulurken de önceki birliklerin akıbeti konusunda benzer bir belirsizlik yaşanmış olması, meselenin tesadüfi değil, tekrar eden bir siyasal-örgütsel yöntem sorunu olduğunu düşündürmektedir.

Dün eski birliklerin üzerine ADGB, bugün ADGB’nin üzerine yeni bir platform… Peki, mücadele bu süreçte hangi niteliksel gelişmeyi kaydetti?

Sorulması gereken soru budur.

Sonuç: Yeni Bir Tabela Değil, Geçmişle Yüzleşen Bir Mücadele Anlayışı

Devrimci hareketin birlik sorunu, yalnızca örgütlerin bir araya gelip gelmemesi meselesi değildir. Aynı zamanda kendi tarihsel pratiğini eleştirel biçimde değerlendirme, örgütsel süreklilik yaratma ve siyasal sorumluluk üstlenme sorunudur.

Birlikler kurulabilir, dönüşebilir, işlevlerini tamamlayabilir veya yerlerini daha gelişmiş örgütsel biçimlere bırakabilir. Ancak bütün bunların devrimci gelişmenin parçası olabilmesi için geçmiş deneyimlerin nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Aksi durumda ortaya çıkan şey, niteliksel ilerlemeden çok, birbirinin üzerine eklenen örgütsel yapıların ve tekrar edilen kuruluş açıklamalarının oluşturduğu bir kısır döngüdür.

Dün var olan birliklerin akıbeti açıklanmadan ADGB kurulduysa, bugün ADGB’nin akıbeti açıklanmadan yeni bir platform ilan ediliyorsa, artık yalnızca tek tek birliklerin değil, bu birlikleri kuran siyasal anlayışın ve çalışma tarzının sorgulanması gerekmektedir.

Mesele daha fazla birlik adı üretmek değil, birlik politikasının kendisini mücadele pratiğinin sonuçları üzerinden yeniden değerlendirebilmektir.

Çünkü devrimci siyaset açısından esas olan, birlik sözcüğünün kaç kez tekrarlandığı değil, birlik adına kurulan yapıların mücadeleyi ne ölçüde geliştirdiğidir.

Dünün hesabı verilmeden bugünün yeniliği kanıtlanamaz. Geçmişin eleştirisi yapılmadan geleceğin inşası sağlam temellere oturtulamaz.

Ve bütün bu tartışmanın sonunda geriye son derece yalın ama yanıtlanması zorunlu bir soru kalmaktadır:

Aynı kurumlar, aynı çağrıcılar ve büyük ölçüde aynı hedeflerle sürekli yeni birlikler ilan edilirken, önceki birliklerin neden yetersiz kaldığı açıklanmıyorsa, gerçekten yeni olan nedir?

Devrimci hareketin ihtiyacı bir birlik tabelası daha mı, yoksa kendi geçmiş pratiğinin hesabını verebilecek, hatalarından öğrenebilecek ve mücadeleyi niteliksel olarak ileri taşıyabilecek bir siyasal ve örgütsel ciddiyet midir?

Birlik, geçmişi unutarak sürekli yeniden başlamak değil; geçmişin çelişkilerini aşarak birlikte ilerleyebilmektir.

Aksi hâlde değişen yalnızca isimler olur; değişmeyen ise aynı zaafları yeniden üreten pratiktir.

Kolektif Mücadele Platformu / Avrupa

16 Ekim 2026