Fransa’da ekonomik eşitsizliğe, yoksulluğa, eğitimdeki sorunlara ve polis şiddetine karşı başlayan protestolar ülke geneline yayılırken Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplumsal taleplere çözüm üretmek yerine protestocuları suçlayan ve cezai yaptırımlarla tehdit eden açıklamalarda bulundu. Gençliğin öncülük ettiği eylemler, sarı yeleklilerden çiftçilere ve iklim aktivistlerine kadar geniş kesimlerin katılımıyla büyüyor.
Fransa’da yaklaşık bir ay önce yoksul banliyölerdeki liselerde öğretmen açığı, bakımsız okullar ve eğitimdeki eşitsizliklere karşı başlayan öğrenci eylemleri, ülke çapında kitlesel protestolara dönüştü. Sarı yelekliler, çiftçiler ve iklim aktivistlerinin de destek verdiği gösterilere ilişkin haberlerde, bir milyondan fazla kişinin protestolara katıldığı ve yaklaşık 2 bin 400 kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor.
Ancak Macron yönetimi, gençlerin eğitim, eşitlik ve gelecek güvencesi taleplerine somut çözümler sunmak yerine güvenlikçi politikaları öne çıkarıyor.
Paris’teki Élysée Sarayı’nda açıklama yapan Macron, 17 Ekim’deki eylemlerden “aşırı sol” grupları sorumlu tutarak protestolar sırasında yaşanan şiddet olaylarını kınadı. Macron, “Yıkanlar bunun maliyetini ödemeli. Yağmalayanlar zararı tazmin etmeli. Cumhuriyeti devirmeye çalışanlar bunun hesabını vermeli” ifadelerini kullandı.
Macron ayrıca hükümete benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemleri alma talimatı verdiğini açıkladı. Polis şiddeti nedeniyle istifası istenen İçişleri Bakanı Laurent Nunez’in ise görevinde kalacağını belirtti.
Macron’un açıklamaları, toplumsal hoşnutsuzluğun ekonomik ve siyasal nedenlerini tartışmak yerine protestoları bir güvenlik sorununa sikiştiriyor. Eğitimde eşitsizlik, sosyal hakların geriletilmesi, hayat pahalılığı ve gençlerin gelecek kaygısı gibi temel sorunlara yönelik somut bir çözüm açıklanmaması dikkat çekiyor.
Fransa’daki protestoların arka planında uzun yıllardır derinleşen ekonomik eşitsizlikler, sosyal devletin zayıflaması ve kamusal hizmetlerdeki kesintiler bulunuyor. Özellikle gençler, eğitim olanaklarının daralmasına ve gelecek güvencesizliğine karşı tepkilerini sokaklara taşıyor.
Polisin gösterilere yönelik sert müdahaleleri de toplumsal gerilimi artırıyor. Barışçıl protestolara katılan kesimlerin de polis şiddetiyle karşı karşıya kaldığı yönündeki haberler, hükümetin güvenlik politikalarına yönelik eleştirileri büyütüyor.
Fransa’da yükselen toplumsal hareket, yalnızca eğitim koşullarına veya hayat pahalılığına yönelik bir tepki olmaktan çıkarak ekonomik eşitsizliklere ve Macron yönetiminin politikalarına karşı genişleyen bir itiraza dönüşüyor.
Gençler insanca bir gelecek, emekçiler ekonomik güvence, toplumun farklı kesimleri sosyal adalet talep ederken Macron yönetiminin önceliği, bu talepleri karşılamaktan çok protestoları güvenlik önlemleriyle kontrol altına almak olarak öne çıkıyor.
Fransa’daki gelişmeler, büyüyen toplumsal öfkenin yalnızca baskı ve tehditlerle ortadan kaldırılamayacağını; ekonomik ve demokratik talepler karşılanmadıkça toplumsal gerilimin devam edebileceğini gösteriyor.
