Dün Linç Edilen Amedspor Bugün Neden Makbul Görülüyor? Tribünlerde Zafer, Siyasette Sessizlik! – Şemdin Şimşir

featured
Paylaş

Futbol yalnızca futbol değildir. Hele ki bir halkın tarihsel acıları, ulusal hakları, demokratik talepleri ve siyasal geleceği söz konusuysa…

Düne kadar deplasmanlarda ırkçı saldırılara uğrayan, futbolcuları hedef gösterilen, taraftarları linç girişimleriyle karşılaşan, formasının renklerinden ismine kadar her şeyi tartışma konusu yapılan Amedspor’a yönelik bugün farklı bir siyasal atmosferin oluştuğu izlenimi doğuyor. Dün varlığından bile rahatsız olunan bir kulübün bugün görece daha kabul edilebilir görülmesi, hatta devletin koruyucu kanatları altına alınmış gibi bir görüntü vermesi, üzerinde durulması gereken ciddi bir çelişkidir.

Kürt halkının temel ulusal ve demokratik hakları konusunda köklü bir dönüşüm yaşanmadığı hâlde, Kürt kimliğinin en görünür sembollerinden birine yönelik yaklaşımın değişmesi ne anlama geliyor? Bu sorunun yanıtı yalnızca futbol sahalarında aranamaz. Tarih boyunca egemen güçler, toplumsal muhalefeti yalnızca baskıyla değil, onun enerjisini yönlendirerek, taleplerini farklı alanlara taşıyarak ve kimi zaman muhalif sembolleri sistemin kabul edilebilir sınırları içine çekerek de yönetmeye çalışmıştır. Bugün Amedspor etrafında oluşan büyük toplumsal heyecanı bu tarihsel gerçeklikten bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.

Dün Linç Edilen Amedspor’a Ne Oldu?

Hafızamızı bu kadar çabuk kaybetmemeliyiz. 5 Mart 2023 tarihinde Bursa’da oynanan karşılaşmada Amedspor futbolcularına ve yöneticilerine yönelik saldırılar, futbol sahalarının nasıl ırkçı düşmanlığın gösteri alanına dönüştürülebildiğini açıkça ortaya koymuştu. Tribünlerde 1990’ların faili meçhul cinayetlerini ve karanlık devlet yapılanmalarını hatırlatan semboller sergilenmiş, sahaya yabancı maddeler atılmış, Amedspor kafilesinin güvenliği tartışma konusu olmuştu. Bunlar, sıradan bir taraftar taşkınlığının ötesinde, Kürt kimliğine yönelik tarihsel düşmanlığın futbol sahasındaki yansımalarıydı.

Amedspor’un sonraki yıllarda da ayrımcı tutumlarla ve saldırılarla karşılaşması, sorunun tek bir karşılaşmayla sınırlı olmadığını gösterdi. Bugün ise kulübün sportif yükselişiyle birlikte daha farklı bir atmosferin oluştuğu düşünülüyor. Ancak bu değişimin gerçekten devletin kurumsal yaklaşımından mı, sportif başarıların yarattığı görünürlükten mi, yoksa yeni siyasal koşullardan mı kaynaklandığı somut verilerle değerlendirilmelidir.

Asıl dikkat çekici olan, Amedspor’un kabul görmesine ilişkin değişim algısıyla Kürt halkının temel haklarına yönelik beklentiler arasındaki mesafedir. Eğer yeni bir demokratik anlayış gelişiyorsa, bunun yalnızca stadyumlarda değil, Kürt halkının dilinde, kültüründe, siyasal temsilinde ve gündelik yaşamında da karşılık bulması gerekir. Bir futbol kulübüne gösterilen hoşgörü, temsil ettiği halkın haklarının tanınmasının yerine geçemez.

Devletin Koruması mı, Muhalif Bir Sembolün Sisteme Uyarlanması mı?

Amedspor’un sportif başarılarının devlet tarafından planlandığını ya da kulübün bilinçli biçimde siyasal bir projenin parçasına dönüştürüldüğünü ileri sürmek için somut kanıt gerekir. Ancak devletin toplumsal sembollere yönelik tutumunu siyasal açıdan sorgulamak başka bir meseledir. Egemen düzenler açısından baskı ve dışlamanın yanı sıra muhalif sembolleri sistemin sınırları içinde kabul ederek dönüştürmek de kullanılabilecek yöntemler arasındadır.

Bir zamanlar direnişin ve kimlik mücadelesinin simgesi olan bir unsur, görünürlüğünü koruduğu hâlde siyasal içeriği zayıflatılarak mevcut düzenle uyumlu hâle getirilebilir. Böyle bir süreçte sembolün toplumsal değeri artarken temsil ettiği hak taleplerinin ağırlığı azalabilir. Siyasal literatürde soğurma olarak tartışılan bu mekanizma, muhalif enerjinin doğrudan bastırılmadan da etkisizleştirilebilmesine işaret eder.

Amedspor açısından tehlike, kulübün başarısı değil, bu başarının Kürt halkının siyasal kazanımlarıyla eşdeğer görülmesidir. Kürt kimliğinin futbol sahalarındaki görünürlüğü artarken aynı kimliğin kolektif hak talepleri erteleniyorsa, burada demokratikleşmenin kapsamı sorgulanmalıdır. Bir halkın sembollerine alan açmak ile o halkın siyasal iradesini tanımak aynı şey değildir.

Franco’nun İspanya’sından Bugüne: Futbolun Siyasal İşlevi

İspanya’nın faşist diktatörü Francisco Franco döneminde futbol, rejimin uluslararası meşruiyetini güçlendirmek ve milliyetçi bir birlik görüntüsü oluşturmak amacıyla kullanılan araçlardan biriydi. Özellikle Real Madrid’in 1950’li ve 1960’lı yıllardaki uluslararası başarıları, rejimin güçlü ve başarılı bir İspanya imajını dünyaya sunmasına hizmet etti. Futbol, milyonların ilgisini bir araya getiren sportif bir etkinlik olmanın ötesinde, siyasal propaganda açısından da değer kazandı.

Ancak aynı İspanya’da Barcelona, Katalan kimliğinin; Athletic Bilbao ise Bask kimliğinin görünürlük kazandığı toplumsal alanlardan biri oldu. Bu tarihsel deneyim, futbolun çift yönlü karakterini ortaya koymaktadır. Futbol, ezilenlerin kimliklerini savundukları bir dayanışma alanı olabildiği gibi, egemenlerin toplumsal hoşnutsuzlukları yönetmek için yararlandığı bir gösteriye de dönüşebilir.

Franco döneminin Türkiye’nin bugünkü siyasal koşullarıyla birebir aynı olduğunu söylemek tarihsel açıdan doğru olmaz. Ancak buradan çıkarılması gereken temel ders açıktır: Futbolun siyasal işlevini belirleyen yalnızca tribünlerde yükselen sloganlar değil, o coşkunun toplumsal mücadeleyle kurduğu ilişkidir. Bir halkın kültürel sembollerinin görünürlüğü artarken siyasal talepleri geri plana itiliyorsa, sportif başarı mevcut düzen açısından da işlevsel hâle gelebilir.

Barış ve Demokrasi Söyleminin Gölgesinde Ertelenen Haklar

Bugün Kürt meselesi etrafında barıştan, demokrasiden ve yeni bir siyasal dönemden söz ediliyor. Açıklamalar, çağrılar ve karşılıklı beklentiler gündemi belirlerken, devletin demokratikleşme konusunda ağırdan aldığı yönündeki eleştiriler sürüyor. Oysa Kürt halkı açısından belirleyici ölçü, siyasal söylemlerin yarattığı umut değil, bu umutların somut hukuki ve demokratik kazanımlara dönüşmesidir.

Anadilde eğitim, kolektif kimlik hakları, yerel demokrasi, seçilmiş iradenin güvencesi, ifade özgürlüğü, siyasal tutuklular ve geçmişte yaşanan ağır hak ihlalleri gibi temel meseleler kapsamlı ve kalıcı çözümler beklemektedir. Bir halktan sürekli sabır, anlayış ve fedakârlık talep edilirken, o halkın kendi haklarına ilişkin beklentilerinin belirsiz bir geleceğe ertelenmesi ciddi bir siyasal çelişki yaratmaktadır.

Tam da böylesi bir ortamda Amedspor’un başarıları etrafında büyüyen coşku dikkat çekicidir. Siyasal alanda karşılanmayan beklentiler, futbol sahasında elde edilen başarılarla geçici bir tatmin duygusuna dönüşebilir. Bunun önceden planlanmış bir devlet politikası olduğunu gösteren kanıtlar bulunmasa da ortaya çıkan toplumsal atmosferin siyasal iktidar açısından elverişli sonuçlar doğurması mümkündür. Çünkü çözülemeyen siyasal sorunların gündemdeki ağırlığının azalması, mevcut düzenin üzerindeki toplumsal baskıyı da hafifletebilir.

Amedspor Parladıkça Kürt Halkının Sorunları Perde Gerisine mi İtiliyor?

Amedspor’un başarısı, Diyarbakır’dan Avrupa’nın farklı kentlerine kadar geniş bir toplumsal heyecan yaratıyor. Maç sonuçları, transferler, puan durumu ve şampiyonluk beklentileri yoğun biçimde tartışılıyor. Bu sahiplenmenin tarihsel nedenleri vardır; Amedspor birçok Kürt açısından yalnızca bir futbol kulübü değil, yıllarca bastırılmış kimliğin kamusal alandaki görünür ifadelerinden biridir.

Ancak sportif başarının yarattığı gurur ile siyasal kazanımlar arasındaki ayrımın kaybolması tehlikelidir. Amedspor’un şampiyonluğu anadilde eğitim hakkını güvence altına almayacak, bir üst lige yükselmesi siyasal temsil sorunlarını çözmeyecek, tribünlerin dolması Diyarbakır’daki işsizliği, yoksulluğu ve emek sömürüsünü ortadan kaldırmayacaktır. Geçmişin acıları da hiçbir kupayla telafi edilemez.

Sorun halkın futbol sevgisinde değil, bu sevginin toplumsal gündemin merkezine yerleşirken demokratik talepleri gölgede bırakabilme ihtimalindedir. Siyasal alanda ilerleme beklentileri karşılanmadığında, futbolun sunduğu somut kazanma duygusu daha çekici hâle gelir. Bu durum aynı zamanda siyasal hareketlerin, demokratik kurumların, aydınların ve toplumsal muhalefetin sorumluluğunu da gündeme getirir. Halkın enerjisini yalnızca sportif başarılara değil, demokratik hakların kazanılması ve korunmasına da yönelterek güçlü bir toplumsal iradeye dönüştürebilmek gerekir.

Kapitalizmin Gösteri Düzeni ve Toplumsal Hafızanın Aşınması

Modern kapitalist toplumda futbol, medya şirketlerinin, sponsorların, reklam piyasasının ve siyasal çıkar ilişkilerinin iç içe geçtiği devasa bir endüstriye dönüşmüştür. Futbol bir yandan kolektif dayanışma ve aidiyet yaratırken, diğer yandan toplumsal hoşnutsuzlukların yönlendirildiği bir alan hâline gelebilir. Antik Roma’dan günümüze uzanan “ekmek ve gösteriler” anlayışının modern biçimleri, büyük sportif başarıların yarattığı geçici tatmin üzerinden de tartışılabilir.

Ancak toplumsal mücadele açısından asıl tehlike, seyirci olmanın siyasal özne olmanın yerine geçmesidir. Bir halkın kendi geleceğini belirleme iradesi, yalnızca tribünlerde görünür olmakla gerçekleşmez. Dilini, kültürünü, kimliğini ve demokratik haklarını güvence altına alacak siyasal süreçlerin öznesi olabilmek gerekir. Amedspor’un yarattığı dayanışma, bu mücadeleyi güçlendirdiği ölçüde tarihsel bir değer taşır; onun yerine geçtiği ölçüde ise ciddi bir siyasal boşluk yaratabilir.

Bu nedenle Amedspor’un yöneticilerini, futbolcularını veya taraftarlarını bilinçli biçimde bir siyasal yönlendirmeye katılmakla suçlamak doğru değildir. Sorgulanması gereken, kulübün varlığı değil, onun etrafında oluşan toplumsal atmosferin hangi siyasal sonuçlara yol açtığıdır. Bir halkın tarihsel hafızası ve demokratik talepleri, sportif başarının yarattığı geçici heyecanın gerisine itilmemelidir.

Bu Rüzgâr Dindiğinde Geriye Ne Kalacak?

Bugün Amedspor’un başarıları ortak bir sevinç yaratıyor; tribünlerde, sokaklarda ve sosyal medyada güçlü bir sahiplenme görülüyor. Ancak futbolun doğasında galibiyet kadar yenilgi de vardır. Sportif başarıların geçici olabileceği gerçeği, bütün toplumsal beklentilerin bu alana yüklenmesinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.

Yarın sportif heyecan azaldığında, bugün ertelenen siyasal meseleler bütün ağırlığıyla varlığını sürdürecektir. Karşılanmayan demokratik talepler, geçmişin adalet arayışları ve toplumsal eşitsizlikler kendiliğinden ortadan kalkmayacaktır. Dahası, geçici başarılarla gölgede kalan sorunlar daha derin bir hayal kırıklığının kaynağı olabilir. Çünkü tarihsel acılar, üzerleri örtülerek iyileştirilemez; ertelenmiş hak talepleri, gündemden düştükleri için geçerliliklerini kaybetmez.

Buradaki esas risk, bir futbol takımının başarısızlığa uğraması değildir. Asıl risk, sportif başarıların yarattığı coşku içerisinde siyasal zamanın kaybedilmesi ve bir halkın geleceğini ilgilendiren temel meselelerin ikinci plana itilmesidir. Kaybedilen bir karşılaşmanın telafisi olabilir; ancak bir halkın ulusal hakları için kaçırılan tarihsel fırsatların telafisi her zaman mümkün olmayabilir.

Sonuç: Bir Halkın Geleceği Doksan Dakikaya Sığmaz

Amedspor’un başarısı, Kürt toplumunun kimliğini ve dayanışmasını görünür kılması bakımından değerlidir. Ancak dün saldırılara uğrayan, dışlanan ve düşmanlaştırılan bir kulübün bugün daha farklı karşılanması, tek başına demokratik bir dönüşümün kanıtı değildir. Gerçek değişimin ölçüsü, yalnızca futbol sahalarındaki atmosfer değil, Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarının ne ölçüde güvence altına alındığıdır.

Franco’nun İspanya’sından günümüze uzanan tarihsel deneyim, futbolun hem direnişin hem de siyasal yönlendirmenin aracı olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle Amedspor’un yükselişi, halkın hafızasını, dayanışmasını ve demokratik taleplerini güçlendirdiği ölçüde anlamlıdır. Fakat sportif başarı, devletin sorumluluklarının üzerini örten ve siyasal talepleri görünmezleştiren bir gösteriye dönüşürse, bunun sonuçları bugünün sevincinden çok daha ağır olabilir.

Amedspor kazansın, tribünler dolsun, sevinçler büyüsün. Ancak bu sevinçlerin gürültüsü, Kürt halkının adalet, eşitlik ve özgürlük taleplerinin sesini bastırmasın. Dün linç edilen bir sembolün bugün daha fazla kabul görmesi, o sembolün temsil ettiği halkın özgürleştiği anlamına gelmez. Çünkü bir halkın gerçek zaferi, şampiyonluk kupalarında değil, demokratik ve ulusal haklarının güvence altına alındığı özgür bir gelecekte karşılığını bulur.

Amedspor kazanırken, Kürt halkının siyasal geleceği kaybedilmemelidir.

Not: Bu konuda gösterilecek tepkilerin ötesinde, biz de tarihe bir not düşelim. Çünkü mesele yalnızca bugünün tepkileri değil, yarının tarihine hangi duruşla geçeceğimizdir. Zaman geçer, tepkiler unutulur; ancak tarihe düşülen notlar ve sergilenen duruşlar kalır.