“Son Düzlükte”, “Kılıç” mı, “Kelam” mı? Halkların Cevabı: Devrim!

AKP iktidarı yıllardır “milli çıkar” ve “büyük Türkiye” söylemleriyle halkları aldatmaya çalışırken, gerçekte ABD ve emperyalizmin çizdiği rotalarda ilerlemektedir. İç politikaya yönelik yaptığı açıklamalar ise, “büyük Türkiye” safsatasında öte değildir. Malazgirt’te Erdoğan’ın yaptığı konuşma bunun en güncel örneğidir. Erdoğan, “Suriye’de Kürtlerin de güvenliğinin teminatı Türkiye’dir. Yönünü Ankara ve Şam’a dönenler kazanacak, kıblesini şaşıranlar kaybedecektir. Kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz” diyerek tehditler savurdu. Bu sözler, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ve Kürt halkına açık bir mesaj niteliğindedir: Ya teslim olacaksınız ya da kılıç sallanacaktır.

Bu tehdit sadece Suriye için değil, Türkiye’nin iç siyaseti için de verilmiş bir mesajdır. Erdoğan’ın söylemi, içeride yeniden dillendirilen “çözüm süreci” tartışmalarına da gönderme yapmaktadır. Erdoğan ve Bahçeli’nin faşist ittifakı, Kürt sorununu çözmek için değil. Kürt halkının örgütlü gücünü tasfiye ederek iktidarın ömrünü uzatmak için sahneye sürülmüştür. Aynı zamanda bu tehdit, Türkiye’deki tüm devrimci dinamiklere, tüm halklara yöneliktir.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın geçtiğimiz günlerde ortaya attığı “federasyonun bir tık altı” modeli, Washington’un Suriye’yi yeniden dizayn etme planının güncel adımıdır. Bu model ne Suriye halklarına özgürlük getirir ne de Kürt halkına gerçek eşitlik sağlar. Aksine, halkları denetim altında tutmanın yeni formülleridir.

Türkiye ise yıllardır aynı noktaya dönmektedir: Kürt halkının özgür iradesini kabul etmemek, fakat emperyalist merkezlerin baskısıyla sınırlı hak kırıntıları vaat etmek. Ne özerklik ne federasyon… Ankara’nın istediği, merkezi ve güçlü bir devlet içinde Kürtleri “kontrol altında” eritmekten ibarettir.

2013-2015 arasında “Çözüm Süreci” nasıl ki Rojava’daki gelişmeler nedeniyle sona erdiyse, bugün de benzer bir tablo yaşanmaktadır. İktidar, Kürtleri muhatap almak zorunda kalırken aynı zamanda tehditler savurmaktadır. Çünkü asıl hedef, Kürt sorununu çözmek değil, Kürt halkını silahsızlandırmak, teslim almak ve emperyalist pazarlıklarda bir malzeme olarak kullanmaktır.

Bugün Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” söylemi de samimi bir kardeşlik çağrısı değil. Halkların özgür birliğini değil, iktidarın çıkarlarına hizmet eden sahte bir birlik formülünü anlatmaktadır. Bu çağrı, halkların kendi iradesine değil, emperyalist merkezlerin gözetiminde iktidarın çıkarlarına dayanmaktadır.

ABD’den Fransa’ya, İsrail’den Türkiye’ye; sahada SDG’den HTŞ’ye, Dürzilerden rejim güçlerine kadar birçok aktörün yer aldığı Suriye tablosu, emperyalizmin Ortadoğu’yu şekillendirme girişimlerinin çelişkilerle dolu olduğunu göstermektedir. ABD bir yandan Kürtlere yaslanmakta, diğer yandan Şam’ı kaybetmek istememektedir. Türkiye ise bir yandan Kürtleri tehdit ederken, diğer yandan ABD baskısıyla geri adım atmaktadır. İsrail ise Suriye’nin parçalanması için fırsat kollamaktadır.

Bütün bu hesapların ortak noktası, halkların çıkarı değil; emperyalistlerin ve işbirlikçi iktidarların çıkarıdır.

Ortadoğu halklarının kurtuluşu, emperyalist planlarda değil; kendi devrimci birliklerinde yatmaktadır. Kürtler, Araplar, Türkler ve tüm ezilen halklar ancak anti-emperyalist ve devrimci bir çizgide birleşerek özgürlüğe kavuşabilirler. AKP iktidarının ve emperyalizmin dayattığı seçenekler ya teslimiyet ya da savaş tehdididir. Oysa halkların gerçek seçeneği, anti-emperyalist devrimci mücadeledir.

Erdoğan kuşkusuz ki ABD emperyalizminin çizdiği sınırların dışına çıkmak istememekte, tam tersine onlara bağlılığını her fırsatta ifade etmektedir. Ancak içeride dile getirdiği tehditler, gerçekte ABD’nin onay verdiği ölçüde geçerlidir.

Bütün bu tablonun ortak paydası şudur: Halkların çıkarı yoktur! Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Alevilerin, Dürzilerin, Filistinlilerin çıkarı emperyalistlerin masalarında değil, kendi devrimci mücadelelerindedir.

Ortadoğu halklarının gerçek seçeneği teslimiyet ya da emperyalist planlara eklemlenmek değildir. Gerçek seçenek, anti-emperyalist devrimci mücadelede birleşmektir.

Bugün Türkiye’de işçiler sefalet içinde, Kürt halkı baskı altında, Arap halkları emperyalist işgal ve savaşların yıkımıyla yüz yüze yaşamaktadır. Bunu yok etmenin yoluysa; Ortak çıkar, ortak kurtuluş, Ortadoğu devrim çemberi perspektifiyle halkların özgür, eşit koşullarda birliği ve ortak mücadelesindedir.

Bugün Suriye’de ve tüm Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) sancılarıdır. Bu sancılar halklara özgürlük değil, daha çok kan ve gözyaşı getirecektir. Bunu engellemenin yolu; emperyalizme karşı mücadele ve halkların kardeşliğini esas alan anti-emperyalist devrimci çizgidir.

Özgürlük, emperyalist masalarda değil; halkların ortak mücadelesindedir!

Önceki İçerikKamu emekçilerine sefalet dayatması
Sonraki İçerikSuriye’de HTŞ, Emperyalizm ve Bölgesel Güçler Çıkmazı