Soma’nın Ateşi Sönmedi – Özlem Kılıç

featured
0
Paylaş

Soma Maden katliamının üzerinden 12 yıl geçti. Ama Soma’nın karası hâlâ bu ülkenin toprağından silinmedi. 301 madencinin çığlığı hâlâ yerin altından yükseliyor. Çünkü Soma kapanmış bir dosya değil; patronların kâr hırsıyla, iktidarın işçi düşmanı politikalarıyla ve cezasızlık düzeniyle her gün yeniden büyüyen bir sınıf suçudur.

Yerin altında diri diri bırakılan madencilerin hesabını sormak, bu katil düzenden hesap sormaktan geçmektedir. “Soma’nın hesabı sorulacak”, “Soma’yı unutma unutturma”, “AKP’den hesabı emekçiler soracak” sloganlarını ete kemiğe büründürmek gerekmektedir. Çünkü Soma unutulacak bir acı değil, örgütlenecek bir öfkedir.

Soma bir kaza değil, düpedüz katliamdı. Taşeronlaştırmanın, özelleştirmenin, denetimsizliğin, sermaye saltanatının ve siyasi iktidarın bilinçli tercihlerinin sonucuydu. 301 işçi alın yazısıyla değil, patronların daha fazla kazanması için öldürüldü.

Bu düzende işçinin canı ucuz, patronun kasası kutsaldır. İş güvenliği önlem değil “maliyet” olarak görülür. Denetim mekanizmaları sermayenin emrine verilir. Madenciler karanlıkta ölüme gönderilirken sarayların ışıkları hiç sönmez. Emekçiler açlığa ve ölüm sınırına mahkûm edilirken bir avuç holding servetine servet katar. Soma’nın gerçek yüzü budur.

Yıllar boyunca “fıtrat”, “kader”, “kaçınılmazlık” diyerek işçi ölümlerini normal göstermeye çalışanlar bugün hâlâ aynı düzeni sürdürmektedir. Ama gerçek açıktır: Ölüm işin fıtratında değil, sömürü düzeninin karakterindedir. Bu düzen işçiyi yaşatmak için değil, patronları zengin etmek için kurulmuştur.

Soma davasında verilen zamanaşımı kararları ise devletin kimi koruduğunu bir kez daha göstermiştir. 301 madencinin ardından gerçek sorumlular yargılanmamış, patronlar kollanmış, siyasi suç ortakları korunmuştur. Adalet, işçi aileleri için değil sermaye sahipleri için işletilmiştir. Soma davası, bu ülkede hukukun egemenlerin sopası haline getirildiğinin en açık kanıtlarından biri olmuştur. O gün orada madenci yakınlarını tekmeleyenler ödüllendirilmiş, işçilerin acısı ise devlet eliyle susturulmaya çalışılmıştır.

Ama Soma yalnızca geçmişte kalmış bir katliam değildir. Bugün de işçiler inşaatlarda düşüyor, madenlerde göçük altında kalıyor, tersanelerde yanıyor, fabrikalarda eziliyor, motokuryeler sokak ortasında ölüme sürülüyor. Her gün yeni bir iş cinayeti haberi geliyor. Çünkü Soma’nın hesabı gerçek anlamda sorulmadı. Çünkü patronların kâr düzenine dokunulmadı.

Sendikalaşan işçiler kapının önüne konuluyor. Hak arayan emekçiler baskıyla susturulmak isteniyor. Taşeronluk, güvencesizlik ve kölece çalışma milyonlara dayatılıyor. İşçilerin yaşamı patronların iki dudağı arasına sıkıştırılıyor. Ve bütün bunlar olurken iktidar açık biçimde sermayenin safında yer alıyor.

Bugün Soma’yı anmak, yalnızca ağıt yakmak değildir. Soma’yı anmak hesap sormaktır. Soma’yı anmak bu sömürü düzenine karşı mücadeleyi büyütmektir. Çünkü unutulan her katliam, yeni katliamların önünü açar. Unutmak teslimiyettir. Sessizlik suç ortaklığıdır.

Bu düzen değişmeden işçi ölümleri bitmeyecek. Patronların saltanatı yıkılmadan, emeğin sömürülmesine dayanan bu çürümüş sistem parçalanmadan, yeni Soma’lar yaşanmaya devam edecek. Bu yüzden 301 madencinin hesabı yalnızca mahkeme salonlarında değil; fabrikalarda, meydanlarda, grevlerde, direnişlerde sorulacaktır.

Soma’nın ateşi hâlâ yanıyor. Ve o ateş bir gün mutlaka bu sömürü düzenini kül edecektir.