Kolombiya’da başkanlık seçimleri, ülkenin yakın tarihinin en tartışmalı ve en çekişmeli seçimlerinden birine dönüştü. İlk sonuçlara göre ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğini alan sağcı aday Abelardo De La Espriella yüzde 49,6 oyla kendisini seçimin galibi ilan etti. Ancak solcu aday Iván Cepeda ile arasındaki farkın yüzde birin altında kalması ve binlerce sandığa ilişkin itirazların gündeme gelmesi, sonuçların meşruiyetine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.
Cepeda cephesi, ülke genelinde on binlerce sandığın yeniden incelenmesini talep ederken, resmi sonuçların ancak yargısal denetim ve nihai sayım sürecinin tamamlanmasının ardından netleşeceğini açıkladı. Buna rağmen De La Espriella’nın erken zafer ilanı, başta Bogotá ve Cali olmak üzere birçok kentte protestoların başlamasına yol açtı.
Seçimler, yalnızca iki aday arasındaki bir yarış değil, aynı zamanda iki farklı siyasal programın karşı karşıya gelişi olarak değerlendiriliyor. Cepeda, Gustavo Petro döneminde başlatılan sosyal reformların, emekçi haklarının ve barış görüşmelerinin sürdürülmesini savunurken; De La Espriella devletin küçültülmesini, özelleştirmelerin genişletilmesini, petrol ve doğalgaz sektörünün büyütülmesini ve silahlı örgütlerle yürütülen müzakerelerin sona erdirilmesini vaat etti.
Trump’ın seçim sürecinde sağcı adaya verdiği açık destek, Kolombiya’da ve Latin Amerika’nın ilerici çevrelerinde ABD’nin bölge üzerindeki etkisini yeniden artırma girişimi olarak yorumlandı. Özellikle enerji kaynakları, güvenlik politikaları ve bölgesel dengeler açısından Kolombiya’nın Washington için taşıdığı önem, seçimlere ilişkin tartışmaların merkezinde yer aldı.
De La Espriella’nın müzakere süreçlerini sona erdirme ve güvenlikçi politikaları öne çıkarma vaatleri, yıllardır çatışmaların ve paramiliter şiddetin ağır sonuçlarını yaşayan ülkede yeni gerilimlerin ortaya çıkabileceği yönündeki kaygıları artırıyor.
Zafer ilanının ardından özellikle gençlerin öncülüğünde başlayan protestolarda binlerce kişi seçim sürecinin şeffaf biçimde tamamlanmasını talep etti. Cali’de göstericilerin ABD bayraklarını yakması, tepkilerin yalnızca seçim sonuçlarına değil, Washington’un Latin Amerika üzerindeki müdahaleci politikalarına da yöneldiğini gösterdi. Polis ise gösterilere biber gazıyla saldırdı.
Seçim sonuçları kesinleşse bile Kolombiya’daki siyasal mücadelelerin sona ermesi beklenmiyor. Parlamentoda çoğunluğu bulunmayan olası bir sağ hükümetin neoliberal programını hayata geçirmesi kolay görünmezken, sendikalar, köylü örgütleri, yerli halk hareketleri ve gençlik örgütlerinin önümüzdeki dönemde toplumsal muhalefetin temel dinamikleri olmayı sürdüreceği değerlendiriliyor.
Kolombiya’da yaşananlar yalnızca bir seçim yarışı değil; Latin Amerika’da sermaye ile emek, emperyalist müdahaleler ile halkların kendi kaderini tayin mücadelesi arasındaki tarihsel çatışmanın yeni bir halkası olarak görülüyor.
