NATO Zirvesi: Ankara Emperyalizmin İşgali Altında – Şemdin Şimşir

featured
0
Paylaş

7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde Ankara, faşist Türk devleti eliyle adeta emperyalist savaş baronlarına teslim edildi. NATO şefleri ve emperyalist devlet başkanlarının güvenliği ve konforu için başkent halka kapatıldı, kent adım adım bir polis garnizonuna çevrildi. İktidar, emperyalist efendilerine “dikensiz gül bahçesi” sunabilmek uğruna milyonlarca insanın en temel demokratik haklarını askıya aldı. Böylece NATO zirvesi, yalnızca savaş politikalarının konuşulacağı bir toplantı olmanın ötesine geçerek, Türkiye’de faşist baskının ve emperyalizme bağımlılığın yeni bir göstergesine dönüştü.

Günlerdir Ankara’da fiili bir olağanüstü hal uygulanıyor. Başkentin sokakları polis bariyerleriyle kuşatılırken, kentin dört bir yanında zırhlı araçlar, çevik kuvvet birlikleri ve özel harekât timleri konuşlandırıldı. NATO zirvesi, yalnızca emperyalist savaş politikalarının masaya yatırıldığı bir toplantı değil; aynı zamanda faşist devletin baskı ve zor aygıtlarını emperyalist efendilerinin hizmetine nasıl seferber ettiğinin de somut bir göstergesi haline geldi.

Ankara Valiliği’nin kararıyla 28 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında toplantılar, yürüyüşler, basın açıklamaları ve mitinglerin yanı sıra konserler, mezuniyet törenleri, stant açılması, bildiri dağıtılması ve hatta drone uçurulması dahi yasaklandı. Dokuz merkez ilçede kamu emekçilerinin önemli bir bölümü idari izinli sayıldı; başkentte yaşam NATO’nun ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlendi. “Güvenlik” adı altında hayata geçirilen bu uygulamalar, gerçekte halkın anayasal haklarının gasp edilmesinden ve başkentin emperyalist savaş ittifakına tahsis edilmesinden başka bir anlam taşımıyor.

Ancak faşist iktidar bununla da yetinmedi. Yasak kararlarının hemen ardından polis çok sayıda adrese şafak baskınları düzenledi. Evlerin kapıları koçbaşlarıyla kırıldı, çok sayıda siyasi parti, demokratik kitle örgütü ve toplumsal mücadele alanından 200’ü aşkın kişi, henüz herhangi bir eylem gerçekleşmeden gözaltına alındı. Ankara’da gözaltına alınanların 178’i tutuklandı. Tutuklamaların temel gerekçesi ise “NATO’ya karşı eylem yapma şüphesi” oldu. Gazeteci Yıldız Tar, akademisyen Doç. Dr. Emel Memiş ve TEMA gönüllülerinin de tutuklananlar arasında yer alması, baskının yalnızca devrimci ve sosyalist güçleri değil, emperyalist savaş politikalarına itiraz edebilecek toplumun tüm kesimlerini hedef aldığını gösteriyor.

Savaş suçlarıyla anılan emperyalist ittifakın zirvesini takip etmek isteyen gazeteciler de sansürden nasibini aldı. Çok sayıda bağımsız gazeteci ve medya kuruluşunun akreditasyon başvuruları reddedildi. Filistin’deki soykırımı, İran’a yönelik saldırıları ya da NATO’nun savaş politikalarını sorgulama ihtimali bulunan gazetecilerin zirveden uzak tutulması, NATO’nun ve ona ev sahipliği yapan iktidarın “demokrasi”, “özgürlük” ve “şeffaflık” söylemlerinin nasıl bir aldatmacadan ibaret olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

NATO nereye giderse gitsin arkasında savaş, işgal, katliam, yıkım ve halkların öfkesi büyüyor. Bu nedenle NATO zirveleri yalnızca devlet başkanlarının buluştuğu diplomatik toplantılar değil; aynı zamanda dünyanın dört bir yanında işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve anti-emperyalist güçlerin kitlesel protestolarına sahne oluyor. Ankara da bunun istisnası değildir. Faşist iktidarın günlerdir başkentte estirdiği devlet terörünün nedeni de tam olarak budur. Çünkü onlar da biliyor ki NATO, halkların gözünde bir “savunma ittifakı” değil; Afganistan’dan Yugoslavya’ya, Irak’tan Libya’ya kadar sayısız işgalin, katliamın, darbelerin ve emperyalist saldırganlığın adıdır.

Ne kadar yasak koyarlarsa koysunlar, ne kadar gözaltı ve tutuklama terörü estirirlerse estirsinler, ne kadar kentleri polis ablukasına alırlarsa alsınlar, katil NATO dünya halklarının protestolarının hedefi olmaktan kurtulamayacaktır. Emperyalist savaş makinesi, işlediği suçların ve döktüğü kanın hesabını halkların belleğinden silemez. NATO, halkların vicdanında çoktan mahkûm edilmiş bir savaş ve işgal örgütüdür.

Faşist iktidar ise NATO Zirvesi’ni fırsata çevirerek bir yandan derinleşen ekonomik ve siyasal krizin yarattığı toplumsal öfkeyi polis terörü, gözaltılar, tutuklamalar ve yasaklarla bastırmaya çalışırken; diğer yandan emperyalist efendilerine kusursuz bir ev sahipliği sunarak kimin çıkarlarına hizmet ettiğini bir kez daha göstermektedir. Başkentin günlerce halka kapatılması, demokratik hakların askıya alınması ve NATO karşıtı en küçük itirazın dahi suç haline getirilmesi, iktidarın emperyalizmle kurduğu bağımlılık ilişkisinin en açık göstergelerinden biridir.

Ancak ne NATO’nun savaş planları ne de faşist iktidarların baskı ve terörü, halkların anti-emperyalist mücadelesini engelleyebilecektir. Baskı arttıkça direniş büyüyecek, yasaklar çoğaldıkça anti-emperyalist öfke daha da örgütlü hale gelecektir. Emperyalist savaş baronları da onların yerli işbirlikçileri de halkların yükselen mücadelesi karşısında er ya da geç hesap verecektir. Çünkü tarihi yazanlar saraylarda savaş planları yapanlar değil; fabrikalarda, mahallelerde, üniversitelerde, sokaklarda ve meydanlarda emperyalizme, faşizme ve sömürü düzenine karşı mücadeleyi büyüten işçiler, emekçiler ve ezilen halklardır. Dünya halklarının anti-emperyalist mücadelesi hiçbir yasakla, hiçbir polis terörüyle ve hiçbir faşist saldırıyla engellenemeyecektir.