Tarihsel Materyalizm Işığında Sosyalizm: Kapitalizmin Vahşetine Karşı İnsanlığın Zaferi

featured
0
Paylaş

Tarih, egemen sınıfların ideolojik örtüsü olmaktan çıkıp, ezilenlerin kurtuluş silahı haline geldiğinde gerçek anlamını bulur. Karl Marx ve Friedrich Engels’in geliştirdiği tarihsel materyalizm, insan toplumlarının gelişimini nesnel yasalarla açıklar: Üretim güçleri ile üretim ilişkileri arasındaki çelişki, sınıf mücadelelerini doğurur ve toplumsal devrimler bu çelişkilerin çözümüdür. Bu bilimsel yöntem, tarihi mitoslardan kurtarır; spekülatif felsefeden ayırarak, maddi gerçekliğe dayandırır. Marx’ın keşfi, proletaryaya bütünlüklü bir eylem kılavuzu sunar: Artı-değer teorisiyle kapitalizmin sömürü mekanizmasını ortaya koyar, tarihsel materyalizmle ise devrimin yolunu aydınlatır. Sosyalizm, bu temeller üzerinde yükselir; kapitalizmin vahşetine karşı insanlığın tek kurtuluşudur.

Kapitalizmin Kanlı Yüzü: Sömürü, Savaş ve Yıkım

Kapitalizm, insanlık tarihinin en vahşi üretim biçimidir. Serbest rekabetten tekelci aşamaya evrilen bu sistem, azami kâr yasasıyla işler: Sermaye birikimi, emekçilerin artı-emeğine el koymayı gerektirir. İşçiler, geçimlerini sağlayacak ücretin ötesinde ürettiği değeri patrona bırakır; bu, modern köleliktir. Lenin’in Emperyalizm başlıklı eserinde gösterdiği gibi, kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizmdir: Tekeller, mali sermaye, sermaye ihracı ve dünya paylaşımı savaşları doğurur. 20. yüzyıl, bu vahşetin tanığıdır – milyonlarca insanın öldüğü dünya savaşları, sömürge katliamları, faşist diktatörlükler. Kapitalizm, doğayı talan eder, toplumları böler, ulusları ezer. Eşitsiz gelişme yasası gereği, merkez ülkeler bağımlı halkları sömürür; krizler, işsizlik, yoksulluk kaçınılmazdır. Bugün bile, milyarlarca insan açlık çekerken, bir avuç tekel trilyonlar biriktirir. Bu sistem, insanlığın potansiyelini zincire vurur: Bilim ve teknoloji, kâr için değil, halk için kullanılamaz. Küresel ekonomik krizler, iklim felaketleri ve emperyalist müdahaleler, bu çelişkileri derinleştirir; yeni nesil işçi mücadelelerini ve devrimci hareketleri besler. “Tarihin sonu”ndan bahsedenler, anti-bilimseldir; sınıf mücadelesinin yasaları geçersiz kılınamaz. Aksine, kapitalizmin çelişkileri yoğunlaştıkça, sosyalizmin gerekliliği güçlenir.

Sovyetler Birliği: Sosyalizmin Muhteşem Kazanımları ve Özsel Dönüşümü

Tarihsel materyalizm, teoride kalmadı; pratikte zafer kazandı. 1917 Ekim Devrimi, proletaryanın iktidarı ele geçirdiği ilk büyük sıçramadır. Lenin önderliğinde kurulan Sovyetler Birliği, kapitalizmin mezar kazıcısı oldu. Çarlık Rusya’sı – geri kalmış, savaş yıpratmış bir ülke – sosyalizmle muazzam bir dönüşüm yaşadı. Reel sosyalizmin “şekilsel kaldığı”, “özsel değişim yaratamadığı” iddiası, yetmiş yıllık Sovyet tarihini tek bir cümleyle silmeye çalışan burjuva tarih yazımının kopyasıdır. 1917’de Rusya yüzde 80 köylü bir ülkeydi; okuryazarlık oranı yüzde 20-25 civarındaydı, sanayi Batı’nın çok gerisindeydi. Kırk yıl sonra aynı ülke faşizmi yendi, 27 milyon can verdi, 1957’de uzaya ilk uyduyu gönderdi, 1961’de ilk insanı yörüngeye oturttu. Kadınlar 1917’de oy hakkı aldı; Batı’dan 20-30 yıl önce. Sağlık, eğitim, konut hakkı anayasal güvenceye kavuştu, tamamen parasızdı. İşçinin haftalık çalışma süresi 41 saate, sonra 36 saate indi; ücretli izin hakkı yasalaştı. Bunlar “şekilsel” midir? Hayır. Bunlar tarihin gördüğü en köklü özsel değişimlerdir; insanın insan tarafından sömürülmesinin fiilen kaldırıldığı, üretim araçlarının toplumsallaştığı, sınıf egemenliğinin tersine çevrildiği bir toplumsal sistemdir.

Stalin dönemi, bu kazanımların doruğudur: Beş yıllık planlarla sanayileşme, kolektivizasyonla tarım devrimi. 1920’lerde okuryazarlık oranı %30’lar iken, kısa sürede %100’e yaklaştı. Kadınlar eşit haklara kavuştu; ücretsiz eğitim, sağlık, konut yaygınlaştı. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi faşizmini yenen Kızıl Ordu, insanlığı kurtardı – 27 milyon Sovyet yurttaşı bu uğurda şehit düştü. Savaş sonrası, uzay yarışını kazanan, nükleer güç haline gelen Sovyetler, ezilen uluslara ilham oldu: Ulusal kurtuluş mücadeleleri, sosyalizmin desteğiyle başarıldı. Bu günlerde “moda” olarak Stalin’e “faşist” diyenler, 27 milyon şehide hakaret edenler unutmamalıdır ki 1941-45 arasında dünya faşizmini durduran, Berlin’e kızıl bayrağı diken, Auschwitz kapılarını açan Sovyet ordusunun komutanı Stalin’dir.

Reel sosyalizm, kusursuz değildi; ama kapitalizme alternatif olduğunu kanıtladı. Milyonlarca insan, ilk kez insanca yaşadı: İş garantisi, 8 saat çalışma, kültürel yükseliş. Çin Devrimi, Küba, Vietnam – bunlar, sosyalizmin evrensel zaferleridir. Hata oldu mu? Oldu. Bürokratik yozlaşma yaşandı. Stalin sonrası dönemde revizyonist sapmalar derinleşti. Bunları tartışırız, aşarız, ders çıkarırız. Ama hataları bahane edip bütün sistemi “faşizm” diye karalamak devrimci eleştiri değil, karşı-devrimci tasfiyeciliktir.

Sosyalizmi Tasfiye Etmek: Yenilgiyi Çağırmak

Sosyalizm, herhangi bir sosyo-ekonomik sistemde olduğu gibi, bir anda hâkim olamadı. 1980’lerin sonunda karşı-devrimci devrimlerle yaşanan geri adım, sınıf mücadelesinin yasalarını geçersiz kılmaz ve sosyalizmin gerekliliğini silmez. Aksine, kapitalist sistemin çelişkileri derinleşip yoğunlaştıkça – günümüzün küresel ekonomik krizleri, iklim felaketleri ve emperyalist müdahaleleriyle– sosyalizmin gerekliliği güçlenecektir. Bu çelişkiler, yeni nesil işçi mücadelelerini ve devrimci hareketleri beslemektedir. Türkiye’de kendini Marksist-Leninist olarak tanımlayan çevrelerin büyük kısmı, reel sosyalizme, Lenin’e, Stalin’e yöneltilen ağır hakaretler karşısında sessiz kalıyor. Bu sessizlik tesadüf değildir; uzun yıllara yayılan ideolojik tükenmişliğin, teorik çapsızlığın ve devrimci irade kaybının sonucudur. “Birlik” adına, “güncel ittifak” adına Marksist-Leninist ilkelerden taviz verildikçe omurga kırıldı. Sonuç ortadadır: Reel sosyalizme, Lenin’e, Stalin’e açıkça küfür edilirken ses çıkaran neredeyse yok.

“Yeniden sosyalizm” gibi kavramlar, sosyalizmi tasfiye etmenin kılıfıdır. Sosyalizm, reel deneyimlerle zenginleşmiş bilimsel bir öğretidir; “yeniden” diye sıfırlanmaz. Demokratik konfederalizm gibi modeller, komünleri devlet dışı bırakır; ama kapitalizmde yerel özerklik, tekelci sermayenin kuşatmasında erir. Proletarya diktatörlüğünü inkar etmek, devrimi reddetmektir – Lenin’in dediği gibi, geçiş dönemi olmadan komünizme ulaşılamaz. Tarihsel materyalizm, sınıf tavrını inkar etmeyi affetmez. Marjinal gruplara umut bağlamak, devrimin motoru proletaryayı dışlamak, burjuva demokrasisi ile yetinmektir. Sosyalizm, 150 yıllık mücadeleyle kanıtlanmış yoldur: Pespaye sivil toplumculuk değil, köklü bir dönüşümdür.

Her Zaman Sosyalizm: İnsanlığın Tek Çıkışı

Kapitalizmin krizleri derinleşirken, sosyalizm yeniden gündemdedir – çünkü alternatifsizdir. Emperyalizm, faşizm, sömürüye karşı mücadele, tarihsel materyalizmin ışığında sürer. Sovyet kazanımları unutulmaz: Eğitim, sağlık, eşitlik – bunlar, sosyalizmin insanlığa armağanlarıdır. Sosyalizm “yeniden icat” edilmez; bilimsel temelleri üzerinde geliştirilir. “Devletsiz”, “iktidarsız”, “sınıf mücadelesiz” sosyalizm olmaz. Proletarya diktatörlüğü olmadan sosyalizm olmaz. Lenin’siz, Stalin’siz, reel sosyalizmin yetmiş yıllık birikimi olmadan sosyalizm olmaz.

Ekim Devrimi’nin 108. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Sosyalizm çökmedi. Reel sosyalizm, tüm hatalarına rağmen, kapitalizmden üstün bir sistem olduğunu pratikte kanıtlamıştır. O deneyimin kazanımlarını, derslerini ve şehitlerini gömmek istemeyenler revizyonist, tasfiyecidir. Yeni bir sosyalizm icat etmeye gerek yoktur. Bilimsel sosyalizmi, Marksizm-Leninizm’i savunmak, geliştirmek ve 21. yüzyıl koşullarına uygulamak zorundayız. Ezilenler bilir: Sosyalizm tasfiye edilmez, savunulur. Devrim, proletarya önderliğinde gerçekleşir; yerel komünler, güçlü merkezî planlamayla birleşir. Tarih ileriye doğru akar – sosyalizm, insanlığın kurtuluşudur. Her zaman sosyalizm! Çağımızda, sosyalizm sorunun ne olduğu fark etmeksizin tek cevaptır.

Bedreddin Simavi