Orta Doğu’yu kan gölüne çevirenler, başını ABD emperyalizminin çektiği emperyalist cephe ile onun yerli işbirlikçileri olan Siyonist güçler, bölgedeki gerici Arap rejimleri ve ülkemizdeki faşist iktidardır. Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’de yaşananlar bunun somut göstergesidir. Gazze’de süren soykırım ve yok etme savaşları; Afrika, Asya ve dünyanın diğer köşelerinde toplanıp, donatılıp eğitilen cihatçı sapkınların işlediği vahşet, emperyalist güçlerin halkları kendi çıkarları uğruna nasıl feda ettiğinin açık kanıtıdır. Tüm bu savaşların perde arkasında “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” propagandası vardır; ancak ortaya çıkan sonuç yalnızca ölüm, yıkım ve milyonlarca mülteci olmuştur.
Bugün ise aynı sahne İran’da tekrarlanmaktadır. Halk, şeriatçı ve gerici Mollalar rejimine karşı özgürlük mücadelesi başlatmıştır. Ancak emperyalist güçler, bu meşru halk hareketini kendi amaçlarına alet etme peşindedir. ABD ve siyonist odaklar, “demokrasi ve özgürlük” safsatası arkasına saklanarak İran’a yönelik müdahale planları yapmaktadır. ABD Başkanı Trump’ın sürekli gösterileri bahane ederek İran’ı vurmakla tehdit etmesi, bu stratejinin en açık örneklerinden biridir. Emperyalistlerin tek amacı, bölgeyi kendi ekonomik ve stratejik çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etmektir; halkların özgürlüğü ya da adalet talepleri bu hesaplarda hiçbir zaman yer almamıştır.
Özgürlük ve demokrasi propagandası, emperyalist müdahalelerde sıkça başvurulan bir araçtır. Irak’ta kendi işbirlikçileri olan Saddam Hüseyin rejimi bahane edilerek yüz binlerce insan katledildi; Libya’da Kaddafi’nin devrilmesi “demokrasi” adına gerçekleştirildi, ancak sonuç kaos ve sürekli dış müdahale oldu; Afganistan’da Taliban’a karşı “özgürlük ve insan hakları” söylemiyle girildi ve halk yıllarca süren savaşın ve yoksulluğun kurbanı hâline getirildi. Suriye de aynı gerekçelerle karıştırıldı; Baas rejimi yıkıldı ortaya çıkan yıkım ve katliamlar bugün iktidar yapılan HTŞ olarak bilinen cihatçı çeteler eliyle sürdürülmektedir. Tüm bu örnekler, emperyalist propagandanın gerçek amacının halkları kurtarmak değil, kendi hegemonik çıkarlarını güçlendirmek olduğunu açıkça göstermektedir.
Kuşkusuz ki sosyalistler için saf ve tartışmasız olan taraf, İran halkının özgürlük mücadelesidir. Ancak bu mücadele, hem gerici rejime hem de emperyalist müdahalelere karşı bağımsız bir hatta dayanmak zorundadır. Suriye’de yaşananlar, bu bağımsız hattın ne kadar hayati olduğunu gösteren acı bir ders niteliğindedir. Eğer mücadele kısa vadeli çıkarlar ya da dış güçlerin planları doğrultusunda şekillendirilirse, bugün Suriye’de Kürtlerin düştüğü tablodan daha ağır sonuçlarla karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.
Bağımsızlık, halkların kendi kaderini tayin hakkı ve uluslararası enternasyonal dayanışma, her türlü devrimci mücadelenin vazgeçilmez temelidir. Emperyalistlerin ve gerici rejimlerin “özgürlük, demokrasi ve insan hakları” parolalarına teslim olmamak; kendi örgütlenme, dayanışma ve mücadele hattımızı korumak temel önceliğimiz olmalıdır. Bu çizgi hem bölge halklarının haklarını savunmak hem de uluslararası enternasyonal dayanışmayı güçlendirmek açısından kritik önemdedir.
Sonuç olarak, İran’daki özgürlük mücadelesi yalnızca bir rejim karşıtlığı değildir; aynı zamanda emperyalist müdahalelere karşı bağımsız bir duruşun sembolü olmak zorundadır. Bu mücadele, Suriye deneyimlerinden çıkarılacak derslerle birleştiğinde, bölge halklarının gerçek anlamda özgür ve eşit bir dünyaya ulaşmasının yolunu açabilir. Sosyalistler olarak görevimiz, bu bağımsız hattı savunmak ve halkların özgürlük mücadelesine emperyalist ve gerici müdahalelerin gölgesini düşürmemektir.
Şemdin Şimşir






