Suriye’de Hama Kırsalında Yaşananlar: Mezhepçi Şiddet ve Mülkiyet Gaspı

featured
0
Paylaş

Suriye’de yıllardır süren savaş artık yalnızca silahlı cephe çatışmalarından ibaret değil; demografik dönüşüm, zorla yerinden etme ve mülkiyetin sistematik biçimde el değiştirmesiyle derinleşen çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumda. Özellikle Hama kırsalındaki Alevi köylerinde yaşanan son gelişmeler, mezhepçi şiddet ile ekonomik yeniden paylaşımın iç içe geçtiği yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Al-Zaghba, Maryoud, Al-Talisiyah, Maʿan, Al-Fan ve Abu Mansaf gibi köylerde yaşayan Alevi sivillerin önemli bir bölümü, güvenlik tehditleri ve doğrudan saldırılar nedeniyle yerinden edildi. Köylerin boşaltılmasının ardından evler ve tarım arazileri yağmalandı; birçok mülk tahrip edildi ya da fiilen el konuldu. Geri dönüşler ise çeşitli gerekçelerle engelleniyor. Bu tablo, münferit yağma olaylarından ziyade planlı ve sistematik bir mülkiyet transferine işaret ediyor.

Mezhepçi Şiddetin Ekonomik Arka Planı

Yaşananları yalnızca mezhep çatışması olarak değerlendirmek yetersiz kalır. Mezhep kimliği hem hedef göstermede hem de uygulamaları meşrulaştırmada kullanılan bir araç hâline gelmiş durumda. Ancak arka planda daha somut bir mesele bulunuyor: toprak ve üretim araçları üzerindeki denetim mücadelesi.

Hama’nın doğu kırsalı verimli tarım arazileriyle biliniyor. Yerinden edilen nüfusun geride bıraktığı topraklar ve konutlar, yeni yerel güç odakları ve ekonomik çevreler için birikim alanına dönüşüyor. “Yatırım” ve “yeniden inşa” söylemleri eşliğinde boşaltılan alanlara el konulması, savaşın ekonomik boyutunu daha görünür kılıyor. Böylece savaş, yalnızca siyasi iktidarın değil, mülkiyet yapısının da yeniden şekillendiği bir sürece dönüşüyor.

Bu tablo, savaşın sınıfsal karakterini de ortaya koyuyor. Yerinden edilenler çoğunlukla küçük üreticiler, köylüler ve emekçi ailelerdir. Mülklerine el konulan kesimler, zaten savaş koşullarında yoksullaşmış topluluklardır. Kazananlar ise silahlı ve siyasi güçle bağlantılı yeni ekonomik aktörlerdir. Mezhepçi söylem, bu sınıfsal el koyma sürecinin üzerini örten ideolojik bir perde işlevi görüyor.

Demografik Dönüşüm ve Geri Dönüşün Engellenmesi

Zorla yerinden edilme geçici bir güvenlik önlemi olmaktan çıkıp kalıcı bir demografik dönüşüm aracına dönüşüyor. Köylere geri dönüşlerin engellenmesi, evlerin yakılması ve altyapının tahrip edilmesi, eski sakinlerin fiilen tasfiye edilmesi anlamına geliyor.

Yerinden edilen nüfus ise ağır bir insani krizle karşı karşıya. Barınma, gıda ve güvenlik sorunları derinleşirken, mülksüzleşme kalıcı yoksullaşmayı beraberinde getiriyor. Böylece savaş yalnızca can kaybına değil, uzun vadeli bir toplumsal ve ekonomik yıkıma da yol açıyor.

Uluslararası Sessizlik ve Çıkar Dengeleri

Suriye’de mezhep temelli şiddet ve mülkiyet gaspı karşısında uluslararası kamuoyunun tepkisi sınırlı kalıyor. Büyük güçlerin bölgesel çıkar hesapları, insani kaygıların önüne geçiyor. Bu durum sivillerin korunmasını ikincil bir mesele hâline getiriyor. Oysa zorla yerinden etme, kolektif cezalandırma ve mülkiyet gaspı uluslararası hukukun açık ihlalleri arasında yer alıyor.

Sonuç

Hama kırsalında Alevi köylerinde yaşananlar, Suriye’de savaşın geldiği aşamayı net biçimde ortaya koyuyor. Süreç yalnızca mezhepçi nefretin sonucu değil; aynı zamanda mülkiyetin yeniden dağıtıldığı ve yeni güç odaklarının ekonomik alan kazandığı bir yeniden dizilimdir.

Çözüm, herhangi bir mezhep ya da siyasi grubun üstünlüğünde değil; sivillerin güvenliğinin sağlandığı, zorla el konulan mülklerin iade edildiği ve yerinden edilenlerin güvenli dönüşünün garanti altına alındığı adil bir toplumsal yeniden inşadadır. Aksi hâlde savaş cephelerde sona erse bile mülksüzleştirme ve adaletsizlik, toplumun içinde varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Ahmet Öztürk

12 Şubat 2026