Bolivya’da Sınıf Öfkesi Sokaklara Taştı: İşçiler, Köylüler ve Yerli Halklar Emperyalist Yağmaya ve Paz Rejimine Karşı Direnişi Büyütüyor! – Eren Aydın

featured
0
Paylaş

Bolivya işçi sınıfı, köylülüğü ve kadim yerli halkları; emperyalizmin yerli işbirlikçilerine, komprador burjuvaziye ve sermaye düzenine karşı son yılların en kitlesel ve en militan mücadelelerinden birini yürütüyor. Ülkenin dört bir yanında fabrikalardan çıkan işçiler, geleceksizliğe mahkûm edilmek istenen öğrenciler, toprağına sahip çıkan yoksul köylüler ve ezilen emekçi kesimler sokakları dolduruyor. Meydanlarda, caddelerde ve barikatlarda tek bir talep yükseliyor: Rodrigo Paz hükümeti istifa etsin!

Krizin fitilini ateşleyen gelişme, hükümetin köylü hareketinin yıllar süren mücadelelerle kazandığı tarihsel toprak haklarını hedef alan yasa girişimi oldu. Paz hükümeti, yoksul köylülerin elindeki toprakları kredi ve borç ilişkileri üzerinden ipotek altına almayı amaçlayan bir düzenlemeyi gündeme getirdi.

Borçların ödenememesi durumunda topraklara el konulmasının önünü açan bu girişim, muhalif sendikalar ve köylü örgütleri tarafından açık bir mülksüzleştirme politikası olarak değerlendiriliyor. Emekçi kesimlere göre bu düzenleme yalnızca bir ekonomik tedbir değil; kır yoksullarını topraksızlaştıracak ve ülkenin doğal zenginliklerini uluslararası sermayenin denetimine daha fazla açacak kapsamlı bir saldırı niteliği taşıyor.

Sınıf bilinçli sendikalar, köylü örgütleri ve yerli halk hareketleri bu saldırının karşısına güçlü bir direniş hattı ördü. Çünkü Bolivya’da toprak meselesi hiçbir zaman yalnızca mülkiyet sorunu olmadı.

Doğal gaz, lityum ve stratejik maden rezervleri bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan Bolivya’da toprak mücadelesi; doğal kaynakların kim tarafından ve hangi amaçlarla kullanılacağı sorusuyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle yürütülen mücadele, aynı zamanda ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin emperyalist tekeller tarafından yağmalanmasına karşı verilen bir egemenlik ve bağımsızlık mücadelesi olarak görülüyor.

Egemen sınıflar ve uluslararası şirketler lityumdan, doğal gazdan ve madenlerden daha fazla kâr elde etmenin yollarını ararken; işçiler, köylüler ve yerli halklar bu kaynakların halkın ortak mülkiyeti olduğunu savunuyor.

Başlangıçta köylü hareketlerinin öncülüğünde gelişen protestolar, kısa sürede ülke genelinde büyüyen bir toplumsal harekete dönüştü. İşçiler, öğrenciler, emekliler ve çeşitli halk örgütleri kendi ekonomik ve sosyal talepleriyle mücadeleye katıldı.

Böylece hareket, yalnızca söz konusu yasaya karşı gelişen bir tepki olmaktan çıktı. Protestolar; artan yaşam maliyetlerine, işsizliğe, düşük ücretlere, sosyal hakların geriletilmesine ve hükümet politikalarına yönelik daha geniş bir hoşnutsuzluğun ifadesi haline geldi.

Bugün Bolivya sokaklarında yükselen öfke, yalnızca belirli bir düzenlemeye değil, emekçi kesimlerin yaşam koşullarını ağırlaştıran ekonomik ve siyasal politikalara yöneliyor.

Hükümet, yükselen toplumsal tepkiye polis ve ordu müdahaleleriyle yanıt verdi. Ancak güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri protestoları durdurmak yerine daha da yaygınlaştırdı.

Göstericilere yönelik baskılar arttıkça hükümete yönelik tepkiler de büyüdü. Birçok bölgede protestoların temel talebi Rodrigo Paz’ın istifası haline geldi. Devletin baskı araçlarıyla toplumsal hareketi geriletme girişimleri, şu ana kadar beklenen sonucu vermedi.

Bolivya’da mücadele giderek daha fazla örgütlü emek hareketinin eksenine oturuyor. Ülkenin büyük sendikaları, tarım işçileri, maden emekçileri ve ulaşım sektörü çalışanları haftalardır eylemlerini sürdürüyor.

Bu mücadele yalnızca bugünün ekonomik sorunlarına karşı değil; yıllardır biriken eşitsizliklere, yoksullaşmaya ve sermaye yanlısı politikalara karşı da yürütülüyor. Bu nedenle emekçi hareketleri, hükümetin kabine değişiklikleri ve sınırlı reform vaatleriyle toplumsal öfkenin yatışmayacağını savunuyor.

Çalışma Bakanı Edgar Morales’in istifası da bu tablonun bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzun süredir işçi hareketiyle çatışma yaşayan Morales’in görevden ayrılması, sendikalar tarafından emekçi mücadelesinin yarattığı basıncın bir göstergesi olarak yorumlanıyor.

Bolivya bugün yalnızca bir hükümet krizine değil; emek ile sermaye arasındaki çelişkilerin, doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik mücadelesinin ve halkın siyasal temsil taleplerinin iç içe geçtiği derin bir toplumsal çatışmaya tanıklık ediyor.

Hükümet iktidarını korumaya çalışırken, işçiler, köylüler, öğrenciler ve yerli halklar mücadeleyi büyütmeye devam ediyor. Önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmeler yalnızca hükümetin geleceğini değil, Bolivya’daki toplumsal mücadelenin yönünü de belirleyecek.