15 Haziran, Mezopotamya’nın en kadim halklarından biri olan Süryanilerin kolektif hafızasında büyük felaketin, kitlesel kıyımların ve zorla yerinden edilmenin simge tarihlerinden biri olarak yer alıyor. Süryani halkının “Seyfo” (Kılıç) olarak adlandırdığı 1915 süreci, yalnızca yüz binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir tarihsel kırılma değil; aynı zamanda bir halkın tarihsel varlığını, kültürünü, dilini, inancını ve toplumsal hafızasını hedef alan büyük bir yıkım sürecidir.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Anadolu ve Mezopotamya’nın birçok bölgesinde Süryanilere yönelik gerçekleştirilen katliamlar, sürgünler ve zorla yerinden etmeler, halkların tarihinde silinmez izler bıraktı. Köyler boşaltıldı, kadim yerleşim alanları dağıtıldı, manastırlar ve kiliseler tahrip edildi, binlerce yıllık kültürel miras ağır bir saldırıya maruz kaldı. Hayatta kalabilenler ise dünyanın dört bir yanına savrularak anayurtlarından koparıldı. Böylece yalnızca insanlar değil, bir halkın tarihsel belleği ve toplumsal sürekliliği de hedef alındı.
Seyfo, yalnızca geçmişte yaşanmış bir trajedi değildir. Aynı zamanda milliyetçiliğin, tekçi anlayışların ve halkları birbirine düşmanlaştıran siyasetlerin nelere yol açabileceğini gösteren tarihsel bir uyarıdır. Bir halkın kimliği nedeniyle katliama uğraması, yerinden edilmesi ve tarihsel varlığının yok edilmeye çalışılması, insanlığa karşı işlenmiş ağır suçlar arasında yer almaktadır.
Aradan geçen 111 yıla rağmen acılar hâlâ canlıdır. Çünkü hakikatlerle yüzleşilmediğinde, tarihsel sorumluluklar kabul edilmediğinde ve adalet sağlanmadığında yaralar kapanmaz. İnkâr politikaları yalnızca geçmişin karanlığını büyütürken, halklar arasındaki güvensizliği de derinleştirir. Buna karşılık hakikatin kabulü ve tarihsel adaletin sağlanması, ortak yaşamın ve demokratik geleceğin temel koşullarından biridir.
Bugün Süryani halkının talebi yalnızca geçmişte yaşananların tanınması değildir. Aynı zamanda kendi diliyle, kültürüyle ve inancıyla özgürce yaşayabileceği, eşit haklara sahip olacağı bir toplumsal düzen talebidir. Bu talep, yalnızca Süryanilerin değil; bu coğrafyada yaşayan bütün halkların, emekçilerin ve ezilenlerin ortak talebidir.
Mezopotamya ve Anadolu, tarih boyunca farklı halkların, inançların ve kültürlerin birlikte yaşam ürettiği bir coğrafya oldu. Süryaniler, Ermeniler, Kürtler, Araplar, Rumlar, Ezidiler, Türkler ve diğer halklar bu toprakların ortak tarihini ve kültürel zenginliğini yarattılar. Halkların eşitliği yerine üstünlüğü, kardeşliği yerine düşmanlığı esas alan politikalar ise yalnızca yıkım, savaş ve acı üretti.
Bu nedenle Seyfo ile yüzleşmek, yalnızca geçmişte yaşanan bir felaketi anmak değildir. Aynı zamanda bugün milliyetçiliğe, şovenizme, ayrımcılığa ve halkları birbirine düşman eden bütün anlayışlara karşı durmaktır. Çünkü halkların kurtuluşu birbirinden ayrışmakta değil, ortak mücadelede birleşmektedir.
Gerçek özgürlük, gerçek eşitlik ve kalıcı barış; halkların birbirine karşı değil, sömürüye, baskıya ve her türlü ayrımcılığa karşı omuz omuza mücadele etmesiyle mümkündür. Halkların hafızasına saygı gösteren, farklı kimlik ve inançları eşit kabul eden bir toplumsal düzen ancak ortak mücadeleyle kurulabilir.
Seyfo’nun 111. yılında yaşamını yitiren yüz binlerce Süryaniyi saygıyla anarken; inkâra karşı hakikati, unutuluşa karşı hafızayı ve adaletsizliğe karşı eşitliği savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü halkların acıları arasında hiyerarşi kurulamaz. Bir halkın özgürlüğü diğer halkın özgürlüğünden ayrı düşünülemez. Gerçek özgürlük ve gerçek birlikte yaşam, halkların ortak mücadelesiyle; sömürünün, eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı demokratik ve sosyalist bir toplumun inşasıyla mümkün olacaktır.
