Ezidi halkı, yüzyıllar boyunca inançları ve kimlikleri nedeniyle sistematik baskılara, katliamlara ve zorla din değiştirme politikalarına maruz kalmıştır. Ezidiler, yaşadıkları büyük katliam ve sürgünleri “ferman” olarak adlandırmaktadır. Ferman, yalnızca bir katliamı değil; bir halkın varlığını, inancını ve yaşamını ortadan kaldırmayı hedefleyen saldırıları ifade eden tarihsel bir kavramdır.
- yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli dönemlerinde ve bölgedeki bazı yerel yönetimler tarafından Ezidilere yönelik çok sayıda askeri sefer düzenlenmiş, köyleri yakılıp yıkılmış, binlerce kişi katledilmiş veya zorla İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. Özellikle 19. yüzyılda Bedirhan Bey ve daha sonra Osmanlı komutanı Ömer Vehbi Paşa’nın yürüttüğü seferler, Ezidi tarihinin en ağır katliamları arasında yer almaktadır.
Irak’ta da Ezidiler uzun yıllar boyunca ayrımcılık, zorunlu göç ve asimilasyon politikalarına maruz kaldılar. Saddam Hüseyin döneminde uygulanan “Araplaştırma” politikaları kapsamında birçok Ezidi köyü boşaltıldı, halk zorla toplu yerleşim alanlarına taşındı ve geleneksel yaşam alanlarından koparıldı.
Ezidi toplumunun kolektif hafızasında tarih boyunca yaşanan 73 ferman, halkın yüzyıllar boyunca maruz kaldığı kesintisiz zulmü ve direnişi simgelemektedir. Bu uzun baskı ve katliamlar zincirinin son halkası ise 3 Ağustos 2014’te DAİŞ’in Şengal’e yönelik gerçekleştirdiği saldırılar olmuştur. Aradan geçen yıllara rağmen bu soykırımın ve kadın kırımının acısı hâlâ canlılığını korumaktadır. Tarihe 74. Ferman olarak geçen bu insanlık suçu, yalnızca Ezidi halkını değil, insanlığın ortak vicdanını da derinden yaralamıştır.
3 Ağustos 2014, yalnızca Ezidi halkının değil, bütün insanlığın hafızasına kazınmış kara bir gündür. Şengal’e yönelik saldırılar yalnızca bir bölgeyi işgal etmeyi değil; Ortadoğu’nun çok kimlikli, çok inançlı ve çok kültürlü yapısını da hedef almıştır. O gün binlerce Ezidi katledildi, yüz binlerce insan yurtlarından sürgün edildi. Binlerce kadın köleleştirildi, cinsel şiddete maruz bırakıldı ve insanlık dışı uygulamalara uğradı. Kadın bedeni savaş ganimeti olarak görüldü; cinsel şiddet sistematik bir savaş yöntemi olarak kullanıldı. Çocuklar kaçırıldı, aileler parçalandı ve bir halkın yaşamı yok edilmek istendi. 21. yüzyılda kadınların köle pazarlarında satıldığına, çocukların kaçırıldığına, farklı inançlardan insanların katledildiğine ve bütün bir halkın yurdundan edildiğine tanıklık edildi. Bu vahşet, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçti. DAİŞ’in gerçekleştirdiği bu saldırılar, Birleşmiş Milletler tarafından da soykırım olarak tanımlanmıştır.
Ancak Şengal’de yaşananlar yalnızca DAİŞ vahşetiyle açıklanamaz. Ezidi toplumunun temsilcileri, çok sayıda tanık ve çeşitli araştırmalar; saldırı öncesinde bölgedeki sivillerin silahsızlandırıldığını, ardından bölgeyi korumakla görevli Peşmerge güçlerinin geri çekildiğini ve Şengal halkının savunmasız bırakıldığını ifade etmektedir.
Halkı koruma sorumluluğunu üstlenen güçlerin geri çekilmesiyle on binlerce insan DAİŞ saldırıları karşısında savunmasız kaldı. Kadınlar köle pazarlarında satıldı, çocuklar kaçırıldı, yaşlılar ve savunmasız insanlar katledildi. Şengal’de yaşanan soykırım sırasında uluslararası toplum ve bölgesel aktörler sesiz ve seyirci kaldılar. Ezidi halkının yalnız bırakıldığı ve bu sessizliğin tarihe utanç verici bir dönem olarak geçildi. Bu büyük insanlık suçunun hesabı yalnızca DAİŞ’ten değil, ihmali veya sorumluluğu bulunduğu ileri sürülen tüm kişi ve yapılardan da sorulmalıdır.
Şengal’in tamamen yok edilmesi planlanırken bölgeye ulaşan bir avuç HPG savaşçısı, Ezidi halkını örgütleyerek direnişi büyüttü ve DAİŞ saldırılarının ilerleyişini durdurmada kritik bir rol oynadı. Bu direniş, çok daha büyük katliamların önüne geçilmesini sağladı. Ardından devrimci hareket ve farklı ülkelerden enternasyonalist savaşçıların katılımıyla yürütülen ortak mücadele sonucunda Şengal, DAİŞ işgalinden kurtarıldı. Bu direniş, halkların dayanışmasının ve örgütlü mücadelenin tarihsel bir örneği olarak hafızalara kazındı.
Saldırıların ardından çeşitli medya organlarında yayımlanan haberlerde ve bazı açıklamalarda, DAİŞ mensuplarının Şengal saldırılarıyla ilgili Türkiye’nin kendilerini yönlendirdiği yönünde ki iddialar da ortadadır. Şengal soykırımı; emperyalist hesapların, bölgesel iktidar mücadelelerinin ve gerici çetelerin halklara neler yaşatabileceğinin en ağır örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Şengal’i anmak yalnızca kaybettiklerimizi anmak değildir. Şengal’i anmak; hakikati savunmak, soykırımı mümkün kılan bütün siyasi ve askeri sorumlulukların açığa çıkarılmasını istemek ve Ezidi halkının özgür, eşit ve onurlu yaşam mücadelesinin yanında durmaktır.
Ancak bugün de Şengal halkının kazanımları ve kendi geleceğini belirleme iradesi yeniden hedef alınmaktadır. Ezidi halkının kendi kendini yönetme hakkı, öz örgütlülüğü ve öz savunma mekanizmaları dağıtılmak istenmekte; halk bir kez daha savunmasız bırakılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu girişimler, Ezidi halkını yeni fermanlarla yüz yüze bırakabilecek ciddi riskler taşımaktadır.
Bu nedenle bugün görevimiz yalnızca geçmişi anmak değil, aynı zamanda geleceği savunmaktır. Ezidi halkının kendi kaderini tayin etme hakkını, örgütlü yaşamını ve güvenliğini savunmak; yeni katliamların önüne geçmenin en temel koşullarından biridir. Farklı halkların, inançların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik bir yaşam temelinde bir arada var olması, kalıcı barışın en önemli güvencesidir.
Şengal’i unutmadık, unutturmayacağız!
Soykırımın hesabı yalnızca tetikçilerden değil, siyasi sorumluluğu bulunan herkesten sorulmalıdır.
Ezidi halkını ve Şengal’i yalnız bırakmayalım. Dünyanın neresinde olursak olalım onların sesi, kulağı ve nefesi olalım. Dayanışmayı büyütelim, hakikati savunalım ve yeni fermanlara karşı ortak mücadeleyi güçlendirelim.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Yaşasın enternasyonal dayanışma!
Kolektif Mücadele Platformu
