NATO’nun Soğuk Savaş yıllarında inşa ettiği kontrgerilla mekanizmaları, Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden sonra ortadan kalkmadı. Aksine emperyalist sistemin yeni ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden biçimlendirildi. Çünkü NATO’nun varlık nedeni hiçbir zaman yalnızca sosyalist blokun varlığı olmadı. NATO’nun esas görevi, uluslararası sermayenin çıkarlarını korumak, emperyalist sistemin sürekliliğini sağlamak ve dünya halklarının direnişini bastırmaktı.
1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çözülüşü, emperyalist merkezlerde büyük bir zafer olarak ilan edildi. ABD emperyalizmi kendisini tarihin tartışmasız galibi olarak görmeye başladı. Burjuva ideologlar “tarihin sonu”ndan, kapitalizmin nihai zaferinden söz ediyor, artık büyük savaşların geride kaldığını iddia ediyorlardı. Ancak çok geçmeden gerçek ortaya çıktı. Sosyalizmin çözülüşü savaşları sona erdirmedi; tersine emperyalist saldırganlığın önündeki en büyük engellerden birinin ortadan kalkmasıyla birlikte dünya yeni bir istikrarsızlık ve savaş dönemine sürüklendi.
Yugoslavya’nın parçalanması bu sürecin ilk büyük örneklerinden biri oldu. NATO, Birleşmiş Milletler’i ve uluslararası hukuku hiçe sayarak doğrudan askeri müdahalede bulundu. Yugoslavya’nın bombalanması, emperyalist sistemin yeni döneminin ilanı niteliğindeydi. Artık NATO yalnızca “savunma örgütü” değil, dünyanın herhangi bir bölgesine müdahale edebilen küresel bir saldırı gücü olarak hareket edecekti.
Ardından Afganistan işgali geldi. “Terörle mücadele” söylemi altında milyonlarca insanın yaşamını altüst eden işgal operasyonları başlatıldı. Afganistan yirmi yıl boyunca emperyalist işgal altında tutuldu. Sonuç ise yüz binlerce ölüm, milyonlarca mülteci ve harabeye çevrilmiş bir ülke oldu.
Irak’ın işgali, Libya’nın parçalanması, Suriye’ye yönelik müdahaleler ve Ortadoğu’nun yeniden dizaynına dönük girişimler aynı stratejinin devamıydı. Emperyalizm “demokrasi”, “insan hakları” ve “özgürlük” söylemlerini kullanırken gerçekte enerji kaynaklarını, ticaret yollarını ve jeostratejik bölgeleri kontrol altına almaya çalışıyordu.
Emperyalizmin Yeni Krizi ve Savaş Hazırlıkları
Bugün dünya yeni bir tarihsel kırılmanın içerisindedir. Kapitalist sistem yalnızca ekonomik değil aynı zamanda siyasi, toplumsal ve jeostratejik bir kriz yaşamaktadır.
2008 ekonomik krizinden sonra derinleşen yapısal sorunlar çözülememiştir. Dünya ekonomisindeki büyüme yavaşlamakta, gelir eşitsizlikleri artmakta, emperyalist merkezlerde toplumsal huzursuzluklar büyümektedir. Kapitalizm üretim güçlerinin gelişimini engelleyen tarihsel sınırlarına dayanmıştır.
Lenin’in işaret ettiği gibi emperyalizm döneminde krizlerin nihai çözümü çoğu zaman yeni paylaşım savaşlarında aranır. Çünkü sermaye birikiminin önündeki engellerin aşılması, yeni pazarların ele geçirilmesi ve rakip güçlerin geriletilmesi savaş yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılır.
Bugün ABD emperyalizmi küresel hegemonyasının gerilemesini durdurmaya çalışmaktadır. Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın askeri kapasitesi ve yeni bölgesel güç merkezlerinin ortaya çıkışı Washington açısından stratejik tehdit olarak görülmektedir.
Bu nedenle NATO yalnızca Avrupa’da değil, Asya-Pasifik’ten Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yeniden yapılandırılmaktadır. NATO zirvelerinde Çin’in açık biçimde hedef gösterilmesi tesadüf değildir. Emperyalist sistem geleceğin büyük çatışmalarına hazırlanmaktadır.
Ukrayna Savaşı: Yeni Dönemin Laboratuvarı
Ukrayna savaşı emperyalist sistemin güncel çelişkilerini anlamak açısından son derece önemlidir.
Bu savaş yalnızca iki devlet arasındaki bir çatışma değildir. Aynı zamanda NATO’nun doğuya doğru genişleme stratejisinin ve emperyalist rekabetin bir ürünüdür. Milyonlarca insanın yaşamını etkileyen savaş, aynı zamanda Avrupa’nın yeniden militarizasyonunun da gerekçesi haline getirilmiştir.
Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri onlarca yıldır görülmemiş düzeyde silahlanma programları açıklamaktadır. Sosyal harcamalar azaltılırken askeri bütçeler katlanarak büyümektedir. Eğitim, sağlık ve emeklilik fonlarından kesilen kaynaklar savaş sanayisine aktarılmaktadır.
Silah tekelleri tarihlerinin en yüksek kârlarını açıklarken faturayı işçiler, emekçiler ve gençler ödemektedir.
Kapitalist hükümetler savaş atmosferini kullanarak içeride baskıcı uygulamaları meşrulaştırmakta, demokratik hakları sınırlandırmakta ve toplumsal muhalefeti kontrol altına almaya çalışmaktadır.
İsrail, Ortadoğu ve NATO’nun Bölgesel Savaş Stratejisi
Ortadoğu bugün emperyalist müdahalelerin ve bölgesel savaşların en yoğun yaşandığı alanlardan biridir.
Gazze’de yaşanan yıkım, Lübnan’a yönelik saldırılar, İran’a dönük tehditler ve bölgenin yeniden şekillendirilmesine yönelik girişimler emperyalist stratejilerden bağımsız değerlendirilemez.
İsrail onlarca yıldır bölgede emperyalist çıkarların korunmasında merkezi rol oynamaktadır. Bölgedeki askeri üstünlüğünü yalnızca kendi olanaklarıyla değil, ABD’nin ve Batılı emperyalist güçlerin sağladığı sınırsız destek sayesinde sürdürmektedir.
Silah sistemlerinden istihbarat paylaşımına, diplomatik korumadan ekonomik yardımlara kadar uzanan bu destek mekanizması İsrail’i emperyalist sistemin Ortadoğu’daki ileri karakollarından biri haline getirmiştir.
Bugün Filistin halkına karşı yürütülen saldırılar yalnızca bir halkın değil, bütün bölge halklarının geleceğini hedef alan emperyalist bir yeniden düzenleme projesinin parçasıdır.
Türkiye ve NATO’nun Yeni Rol Dağılımı
NATO’nun yeni savaş hazırlıkları içerisinde Türkiye’nin özel bir yeri bulunmaktadır.
Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında bulunan Türkiye, emperyalist planlamalar açısından stratejik önem taşımaktadır.
Türkiye egemen sınıfları da bu konumu kendi bölgesel hedefleri doğrultusunda değerlendirmeye çalışmaktadır. Savunma sanayisinin büyütülmesi, askeri harcamaların artırılması ve NATO içerisindeki etkinliğin genişletilmesi bu politikanın parçalarıdır.
Ancak emperyalist merkezlerle kurulan ilişkilerden kazanç sağlayacak olan işçiler ve emekçiler değil; büyük sermaye grupları, savaş sanayii şirketleri ve egemen sınıflardır.
Türkiye halklarının çıkarı NATO’nun savaş politikalarında değil; halkların kardeşliğinde, bölgesel dayanışmada ve anti-emperyalist mücadelededir.
Sonuç: NATO’ya Karşı Mücadele Emperyalizme Karşı Mücadeledir
Bugün NATO yalnızca askeri bir ittifak değil, emperyalist-kapitalist dünya düzeninin silahlı örgütüdür. Kuruluşundan bugüne kadar darbelerden kontrgerilla operasyonlarına, işgallerden katliamlara kadar sayısız suçun içerisinde yer almıştır.
Dünya halkları açısından NATO’nun anlamı özgürlük değil işgal, demokrasi değil baskı, barış değil savaştır.
Bu nedenle NATO karşıtı mücadele yalnızca belirli zirvelere veya belirli savaşlara karşı çıkmakla sınırlı olamaz. Mücadele, savaşları üreten emperyalist-kapitalist sisteme karşı yönelmek zorundadır.
Bugün görev; işçi sınıfının bağımsız siyasal hattını güçlendirmek, halkların anti-emperyalist direnişini büyütmek, militarizme ve savaş politikalarına karşı uluslararası dayanışmayı geliştirmektir.
Çünkü emperyalizmin geleceği savaş, yıkım ve barbarlıktır.
Halkların geleceği ise örgütlü mücadelede, enternasyonal dayanışmada ve sömürüsüz bir dünya mücadelesindedir.
