Trump: “Erdoğan’ı aradım, ertesi gün Rahip Brunson’ı Oval Ofis’te ağırladım”
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nin ardından yaptığı basın toplantısında Türkiye-ABD ilişkilerinden İran’a, NATO’dan yapay zekâya kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. Zirvenin ev sahipliği nedeniyle AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye teşekkür eden Trump, NATO içinde “çok büyük bir birlik” olduğunu savundu.
İran’a ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, ABD’nin İran’ın askeri kapasitesine ağır darbe vurduğunu öne sürerek, “İran’ın yüzlerce gemisi vardı, şimdi hepsi denizin dibinde” ifadelerini kullandı.
NATO’nun askeri kapasitesine ve savunma harcamalarına değinen Trump, “Biz dünyanın en güçlü ordusuna sahibiz” dedi. Geçen yıl Hollanda’da gerçekleştirilen zirveden bu yana NATO bütçesinin önemli ölçüde artırıldığını belirten Trump, “ABD NATO’ya en büyük katkıyı veriyor. İki yıl önce bize gülüyorlardı ama artık kahkaha duymuyoruz” diye konuştu.
Basına kapalı liderler toplantısına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, diğer liderlerin kendisine büyük ilgi gösterdiğini öne sürerek, “Bana ‘Seni seviyoruz’ diyorlar. Bana ulaşmak için mi söylüyorlar bilmiyorum ama o odada büyük bir saygı ve birlik vardı. Bu sadece bana değil, ülkelerine duydukları sevginin de göstergesiydi” ifadelerini kullandı.
Ekonomi ve teknoloji alanında da iddialı açıklamalar yapan Trump, uyguladığı ticaret politikalarını savunurken, “TikTok kararım tartışıldı ama bugün TikTok’ta bir numarayım” dedi. ABD’nin insansız hava aracı teknolojisinde dünyanın en ileri ülkesi olduğunu ileri süren Trump, yapay zekâ alanında da Çin’in önünde olduklarını savundu.
ABD iç siyasetine ilişkin değerlendirmelerinde sosyal demokratları ve komünistleri hedef alan Trump, bu çevrelerin ülkenin başarısını istemediğini iddia etti. Komünizme ilişkin bir soru üzerine ise, “Komünizmi satmak kolaydır. İsteseydim tarihin en iyi komünisti olurdum, Lenin’in yanında yer alırdım. İnsanlara her şeyin bedava olacağını söyleyebilirsiniz ama kısa süre sonra kendinizi bir çöplüğün içinde bulursunuz. Komünizmin ne kadar kötü olduğu tarihte defalarca kanıtlandı” dedi.
Trump’ın komünizme yönelik bu saldırgan söylemi, yalnızca kullandığı üslubun seviyesini ortaya koymakla sınırlı değildir. Aynı zamanda emperyalist-kapitalist sistemin sosyalizm ve komünizm fikrine yönelik tarihsel korkusunun da dışavurumudur. Dünyanın en büyük emperyalist gücünün başındaki ismin, NATO Zirvesi sonrasında düzenlediği basın toplantısında komünizmi hedef alması, kapitalizmin derinleşen kriz koşullarında emekçi sınıfların eşitlik, kamuculuk ve toplumsal adalet taleplerinden duyduğu rahatsızlığın da ifadesidir. Emperyalizmin ideolojik saldırıları, yalnızca geçmişteki sosyalist deneyimlerle hesaplaşmayı değil, gelecekte yeniden güç kazanabilecek sosyalist bir alternatifin önünü kesmeyi de amaçlamaktadır.
Türkiye-ABD ilişkilerine ilişkin soruyu yanıtlarken ise ilk başkanlık döneminde yaşanan Rahip Andrew Brunson krizini yeniden gündeme getiren Trump, Erdoğan ile o dönemde de çok iyi ilişkilere sahip olduklarını savundu. Brunson’ın serbest bırakılmasını kendi kişisel müdahalesinin sonucu olarak anlatan Trump, “Rahip Brunson’ı hatırlıyorsunuzdur. Otuz beş yıl hapse mahkûm edilmişti. Evanjelikler için büyük bir kahramandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradım ve serbest bıraktı. Bunun için hiçbir şey ödemedim. Obama ya da Biden sürekli milyarlarca dolar ödüyor. Ben sadece ‘serbest bırak’ dedim. Ertesi gün Brunson’ı Oval Ofis’te ağırladım” ifadelerini kullandı.
Trump’ın Brunson örneğini yeniden gündeme taşıması, yalnızca iki lider arasındaki kişisel ilişkilere yapılan bir vurgu olarak değerlendirilmedi. ABD Başkanı’nın, Erdoğan’ın tek bir telefon görüşmesinin ardından Washington’ın talebini yerine getirdiğini açık biçimde anlatması, AKP iktidarının yıllardır sürdürdüğü “bağımsız dış politika” söylemiyle çelişen bir tabloyu da yeniden gündeme taşıdı. Trump’ın sözleri, Türkiye’nin ABD emperyalizmiyle kurduğu bağımlılık ilişkisinin ve iktidarın kritik başlıklarda Washington’ın stratejik önceliklerine göre hareket ettiğinin, bizzat ABD Başkanı tarafından dile getirilen yeni bir itiraf niteliği taşıdı.
Trump’ın “Bir telefon ettim, Erdoğan serbest bıraktı” sözleri, Saray’ın yıllardır iç kamuoyuna pazarladığı “dik duran”, “bağımsız dış politika izleyen Türkiye” söylemini de boşa düşüren bir içerik taşıyor. Emperyalist merkezlerle kurulan ilişkinin eşit ortaklar arasında değil, bağımlılık ve hiyerarşi temelinde şekillendiğini bir kez daha ortaya koyan bu açıklamalar, NATO Zirvesi boyunca sergilenen “stratejik ortaklık” görüntüsünün ardındaki gerçek güç ilişkilerini de gözler önüne serdi.
