Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki maden işletmelerinde çalışan işçilerin aylardır ödenmeyen ücretleri ve işçilik alacakları için başlattıkları direniş sürüyor. Ankara’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde günlerdir mücadele eden madenciler, ailelerinin de katılımıyla bir kez daha seslerini yükseltti: Biz sadaka değil, alın terimizin karşılığını istiyoruz.
Bağımsız Maden-İş üyesi Eti Gümüş ve Doruk Madencilik işçilerinin ücret, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının ödenmesi talebiyle sürdürdüğü Ankara direnişi 16’ncı gününe ulaştı.
İşçiler günlerdir Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde haklarının ödenmesi için mücadele ediyor. Direnişin 16’ncı gününde madencilerin aileleri de Bakanlık önüne gelerek işçilere destek verdi. Baretlerini yere vurarak seslerini duyurmaya çalışan işçiler, aylardır kendilerine ait olan ücretlerini ve diğer haklarını alabilmek için mücadele etmek zorunda bırakıldıklarını bir kez daha dile getirdi.
Madencilerin talebi açık: Çalışarak hak ettikleri ücretlerin, tazminatların ve diğer işçilik alacaklarının eksiksiz biçimde ödenmesi.
Bağımsız Maden-İş’in açıklamalarına göre madenciler aylardır Kütahya, Eskişehir ve Elazığ’dan Ankara’ya gelerek mücadelelerini sürdürüyor. Enerji Bakanlığı önünde nöbet tutan işçiler, tüm baskılara rağmen eylemlerinden vazgeçmiyor. İşçilerin talepleri arasında aylardır ödenmeyen ücretler, kıdem ve ihbar tazminatları ile zorunlu ücretsiz izin dönemlerinden doğan hakların ödenmesi bulunuyor.
İşçiler haklarını almak için yalnızca Bakanlık önünde beklemedi. Holding patronu Sebahattin Yıldız’ın bildirdiği adrese de giden madenciler, karşılarında kendilerine muhatap olacak bir patron bulamadıklarını belirterek tepki gösterdi.
Doruk Madencilik işçisi Kamil Tanrısever, 15 yıllık emeğinin ardından hakkını alabilmek için patronun peşinden koşmak zorunda bırakılmalarına isyan etti.
Madencilerin yaşadıkları, Türkiye’de işçilerin en temel hakkı olan ücretlerini dahi alabilmek için nasıl uzun soluklu bir mücadele yürütmek zorunda bırakılabildiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Madencilerin Ankara’daki mücadelesi yalnızca günler süren bir bekleyişten ibaret değil. İşçiler eylemleri boyunca polis müdahaleleri ve gözaltılarla da karşı karşıya kaldı. Ancak bütün baskılara rağmen geri adım atmadılar; serbest bırakıldıktan sonra yeniden eylem alanına dönerek mücadelelerini sürdürdüler.
Bu kararlılık, madencilerin haklarını almak için ortaya koydukları iradenin en açık göstergelerinden biri oldu.
Çünkü ortada karşılıksız bir talep yok. İşçiler çalıştılar, ürettiler, yerin yüzlerce metre altında sağlıklarını ve yaşamlarını riske attılar. Bugün istedikleri yalnızca ürettikleri değerin karşılığı olan ücretleri ve yasalarla güvence altına alınmış işçilik haklarıdır.
Direnişin 16’ncı gününde işçilerden, sendika temsilcisinden ve hukukçudan oluşan bir heyet Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakan Yardımcısı Abdullah Tarcan ile görüştü. Ancak madencilerin beklentisi yeni sözler değil, somut bir çözüm.
Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu da eylem alanında yaptığı konuşmada bugüne kadar verilen sözlerin sonuç üretmediğini belirterek artık çözüm iradesi görmek istediklerini ifade etti.
Madencilerin talebi son derece açık: İşçinin parasını işçiye ödeyin.
Direnişe emek ve meslek örgütlerinin yanı sıra farklı çevrelerden dayanışma ziyaretleri de sürüyor. Özgür Özel de Bakanlık önüne gelerek madencilerle dayanışma gösterdi. İşçilerin aylardır ücretlerini ve diğer alacaklarını alamamasına tepki gösteren Özel, devletin şirket karşısında neden harekete geçmediğini sordu ve gerekirse işletmelerin kamulaştırılması gerektiğini söyledi.
Ancak bu direnişin asıl öznesi, günlerdir Ankara sokaklarında haklarını arayan madencilerdir.
Mücadeleyi büyüten onların kararlılığı, ailelerinin dayanışması ve işçilerin birbirine sahip çıkmasıdır.
Madencilik dünyanın en ağır ve tehlikeli işlerinden biridir. Yerin altında üretimi gerçekleştiren, sağlığını ve yaşamını riske atan işçinin ücretinin aylarca ödenmemesi kabul edilemez.
İşçinin ücretini zamanında almak için eylem yapmak, şehirler aşmak ve Bakanlık kapılarında günlerce beklemek zorunda bırakılması başlı başına bir emek ve adalet sorunudur.
Madencilerin bugün verdikleri mücadele bu nedenle yalnızca kendi ücret ve tazminatlarının mücadelesi değildir. Ücretini alamayan, tazminatı gasbedilen, ücretsiz izne zorlanan ve hakkını istediğinde baskıyla karşılaşan bütün emekçilerin ortak meselesidir.
Bir işçinin hakkının gasbedilmesine sessiz kalındığında patronların eli güçlenir. Bir işçinin direnişi diğer işçilerin dayanışmasıyla buluştuğunda ise emek güçlenir.
Madencilerin günlerdir sürdürdüğü mücadele bir kez daha gösteriyor ki işçinin hakkı patronun insafına bırakılamaz, alın terinin karşılığı pazarlık konusu yapılamaz.
Madencilerin haklı mücadelesi hepimizin mücadelesidir.
Bugün yapılması gereken madencileri yalnız bırakmamak; onların sesini işyerlerinden sendikalara, emek örgütlerinden sokaklara kadar büyütmektir.
Madenciler kazanırsa emek kazanır.
Hak gasplarına karşı dayanışmayı ve ortak mücadeleyi büyütelim.
Direnen madenciler yalnız değildir!
