Avrupa Kapitalizmi Savaş ve Yoksulluk Üretirken Sokaklarda İsyan Büyüyor: Fransa’dan Arnavutluk’a Gençlik Ayakta! – Editör

featured
Paylaş

Avrupa’da savaş politikaları, silahlanma harcamaları, kemer sıkma uygulamaları ve derinleşen yoksulluk toplumsal öfkeyi büyütüyor. Fransa’dan Belçika’ya, Yunanistan’dan Arnavutluk’a uzanan protestolarda gençler ve emekçiler eğitim, barınma, güvenceli iş ve insanca yaşam talepleriyle sokaklara çıkıyor. Brüksel’de on binlerce kişi kemer sıkma politikalarını protesto ederken Arnavutluk’ta öğrenci eylemleri hükümet karşıtı gösterilere dönüşüyor. Büyüyen protestolar karşısında polis müdahaleleri de giderek daha fazla öne çıkıyor.

Avrupa’nın birçok ülkesinde ekonomik eşitsizliklere, hayat pahalılığına ve kamusal hizmetlerdeki kesintilere karşı toplumsal tepki büyüyor. Hükümetlerin silahlanmaya, büyük sermaye yatırımlarına ve güvenlik politikalarına ayırdığı kaynaklar tartışılırken işçiler, öğrenciler ve dar gelirli kesimler geçim sıkıntısı, işsizlik ve geleceksizliğe karşı sokaklara çıkıyor.

Bir tarafta savaş ekonomisi ve sermaye birikimi, diğer tarafta giderek ağırlaşan yaşam koşulları bulunuyor. Kapitalist ekonomik politikaların yarattığı toplumsal çelişkiler, Avrupa’nın farklı ülkelerinde yükselen protestoların ortak zeminini oluşturuyor.

Fransa’da eğitim ve kamu hizmetlerine yönelik kesintiler, Belçika’da kemer sıkma politikaları, Yunanistan’da üniversite sorunları, İspanya ve Portekiz’de barınma krizi, Arnavutluk’ta ise eğitim maliyetleri ve ekonomik eşitsizlikler gençlerin ve emekçilerin tepkisini büyütüyor.

Farklı koşullarda gelişen bu hareketler ortak bir soruyu gündeme taşıyor: Savaşlara, silahlanmaya ve sermayeye kaynak bulunurken halkın eğitim, barınma, çalışma ve insanca yaşam talepleri neden karşılanmıyor?

Belçika’da sokaklar hareketli: Brüksel’de işçiler ve gençler ayakta

Avrupa’nın siyasi merkezlerinden Brüksel, kemer sıkma politikalarına karşı büyük gösterilere sahne oldu.

9 Ekim’de hükümetin ekonomik politikalarını ve bütçe kesintilerini protesto eden on binlerce işçi, öğrenci ve kamu emekçisi sokaklara çıktı. Polis gösterilere yaklaşık 30 bin kişinin katıldığını açıklarken sendikalar bu sayının 50 bine ulaştığını duyurdu.

Protestocular, emeklilik haklarının korunmasını, ücretlerin iyileştirilmesini, eğitim ve kamu hizmetlerinde kesintilere son verilmesini talep etti.

17 Ekim’de ise öğrencilerin eğitim politikalarına karşı düzenlediği gösterilerde yeniden gerilim yaşandı. Brüksel’de güvenlik güçleriyle protestocular arasında çatışmalar çıktı. Polis göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanarak kitleyi dağıtmak istedi.

Belçika’daki eylemler, öğrencilerin eğitim hakkı mücadelesiyle işçi sınıfının ekonomik taleplerinin ortaklaştığı alanları görünür hale getirdi.

Arnavutluk’ta gençliğin öfkesi hükümeti hedef alıyor

Arnavutluk’un başkenti Tiran’da 13 Ekim’de başlayan öğrenci protestoları, kısa sürede ülkenin farklı kentlerine yayılarak hükümet karşıtı gösterilere dönüştü.

Eğitim maliyetlerinin düşürülmesini, üniversite koşullarının iyileştirilmesini ve kamusal desteğin artırılmasını isteyen öğrenciler, ekonomik eşitsizliklere, işsizliğe ve yolsuzluk iddialarına da tepki gösteriyor.

Lezha, Elbasan, İşkodra ve Görice gibi kentlere yayılan gösterilerde Başbakan Edi Rama’nın istifası talepleri öne çıktı.

Başkent Tiran’da yükselen lüks konutlar ve büyük yatırım projeleriyle öğrencilerin yaşadığı ekonomik güçlükler arasındaki karşıtlık, protestoların sınıfsal boyutunu belirginleştiriyor.

Bir yanda sermaye yatırımları ve lüks yapılaşma, diğer yanda eğitim masraflarını karşılamakta zorlanan, mezuniyet sonrasında iş bulma kaygısı yaşayan gençler bulunuyor.

Öğrencilerin başlattığı harekete akademisyenler de katıldı. Arnavutluk Üniversite Öğretim Üyeleri Sendikası, 21 Ekim’den itibaren süresiz ders boykotu kararı alarak öğrencilere destek verdi.

Türkiye’den Arnavutluk’a TOMA: Saray rejiminin güvenlik desteği

Türkiye’de öğrenci eylemlerine, işçi direnişlerine ve toplumsal muhalefete yönelik polis müdahaleleri, tutuklamalar ve baskılar nedeniyle eleştirilen Erdoğan yönetiminin, Arnavutluk’ta protestolar büyürken ülkeye iki toplumsal olaylara müdahale aracı göndermesi, gerici ve otoriter iktidarlar arasındaki güvenlik iş birliğinin niteliğini gündeme taşıdı.

Türk Hava Kuvvetlerine ait Airbus A400M nakliye uçağıyla Tiran’a getirildiği bildirilen iki TOMA, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki güvenlik iş birliğine yönelik tartışmaları derinleştirdi.

Bir yanda eğitim, ekmek ve gelecek talep eden gençler, diğer yanda protestoların sürdüğü bir ülkeye gönderilen müdahale araçları bulunuyor.

Sokaklardaki öfke karşısında devletlerin yanıtı: Çıplak zor

Avrupa’da büyüyen protestolarla birlikte devletlerin toplumsal muhalefete yönelik güvenlik politikaları giderek daha fazla öne çıkıyor.

Fransa’da öğrenci ve işçi eylemlerine yönelik müdahaleler, Brüksel’de göstericilere karşı kullanılan göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su, Arnavutluk’ta öğrencilerle polis arasında yaşanan çatışmalar, protesto hakkı ile devletin güvenlik uygulamaları arasındaki gerilimi ortaya koyuyor.

Halkın ekonomik ve toplumsal taleplerine yanıt üretmekte zorlanan iktidarların giderek daha fazla başvurduğu yöntem, çıplak zor oluyor.

Eğitim, barınma, güvenceli çalışma ve insanca yaşam isteyen kitlelerin karşısına polis barikatlarının, göz yaşartıcı gazın ve tazyikli suyun çıkarılması, bu yaklaşımın somut örneklerini oluşturuyor.

Ancak burada gözden kaçırılan temel bir gerçek bulunuyor: Çıplak zor, korku yaratarak protestoları geçici olarak dağıtabilir; fakat yoksulluğu, sömürüyü, eşitsizliği ve bunların yarattığı toplumsal öfkeyi ortadan kaldıramaz.

Polis müdahaleleriyle meydanlar boşaltılabilir, gösteriler sınırlandırılabilir, insanlar gözaltına alınabilir. Ancak eğitim maliyetleri düşmediği, barınma sorunu çözülmediği ve ekonomik güvencesizlik sürdüğü sürece bu sorunlara yönelik itirazlar da varlığını koruyacaktır.

Tarihsel deneyimler, baskı uygulamalarının toplumsal hareketleri her zaman sona erdirmediğini, kimi koşullarda hoşnutsuzluğu daha geniş kesimlere yayabildiğini göstermiştir.

Avrupa sokaklarında büyüyen isyanın temelinde sınıfsal eşitsizlik var

Fransa’dan Belçika’ya, Yunanistan’dan Arnavutluk’a uzanan protestolar, farklı siyasi koşullarda gelişse de ortak ekonomik ve toplumsal sorunlara işaret ediyor.

Kapitalist ekonominin yarattığı refahın nasıl bölüşüldüğü, kamusal kaynakların hangi alanlara aktarıldığı ve ekonomik krizlerin yükünün kimlerin omuzlarına bırakıldığı soruları, sokaklarda yükselen itirazların merkezinde bulunuyor.

Silahlanma bütçeleri ve büyük sermaye yatırımları tartışılırken gençlerin eğitim ve barınma sorunlarının, emekçilerin düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarının sürmesi, bu çelişkiyi daha görünür hale getiriyor.

Avrupa’nın sokaklarında yükselen öfke, yalnızca tek tek hükümetlere değil, savaş politikaları, ekonomik eşitsizlikler ve toplumsal güvencesizlik arasındaki ilişkiye de yöneliyor.

Arnavutluk’ta öğrencilerin başlattığı protestoların hükümet karşıtı gösterilere dönüşmesi, Belçika’da işçilerin ve gençlerin kemer sıkma politikalarına karşı meydanlara çıkması, ekonomik taleplerin nasıl daha geniş siyasi mücadelelere dönüşebildiğini gösteriyor.

Sokaklardaki isyanı polis barikatlarıyla, yasaklarla ve baskıyla durdurabileceklerini düşünen iktidarların gözden kaçırdığı nokta, toplumsal öfkenin kaynağının sokaklar değil, halkın yaşadığı eşitsizlikler ve adaletsizlikler olmasıdır.

Çünkü çıplak zor korku yaratabilir; ancak ezilenlerin öfkesini doğuran yoksulluğu, sömürüyü ve hak eşitsizliğini ortadan kaldıramaz.

Hiçbir baskı, yasak ve şiddet, kitlelerin eşitlik ve özgürlük mücadelesini kalıcı olarak boğamaz. Şimdi dünyanın dört bir yanında yükselen başkaldırılarla dayanışmayı büyütme zamanıdır. Kapitalizmin merkezlerinde de sokaklar hareketlenirken, seyirci kalmak değil, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin bir parçası olmak zamanıdır.