Tarafsızlık Suç Ortaklığıdır: Rojava Kuşatmasına Karşı Mücadeleye

featured
0
Paylaş

Suriye’de bugün yaşananlar bir “çatışma”, bir “güvenlik sorunu” ya da yerel bir iktidar kavgası değildir. Ortada olan şey, emperyalizmin, bölgesel gerici rejimlerin ve cihatçı çetelerin el ele yürüttüğü açık bir tasfiye ve imha operasyonudur. Bu bir savaş değil; halkların iradesine karşı örgütlenmiş kanlı bir linçtir. Hedef açıktır, hedef nettir: Rojava. Hedef; halkların kendi kaderini tayin etme iradesi, kadın özgürlükçü yaşam, seküler ve eşitlikçi toplumsal bir alternatifin boğulmasıdır.

Suriye Demokratik Güçleri – ki arattık YPG- YPJ demek daha doğru – ve Rojava Özerk Yönetimi, HTŞ lideri Colani’nin dayattığı teslimiyet, tasfiye ve boyun eğme planını reddettiği için bugün topyekûn saldırı altındadır. YPG-YPJ öncülüğünde şekillenmiş halk savunma güçleri, emperyalist dizayna entegre olmayı reddettiği için hedef alınmaktadır. IŞİD ve El Kaide artığı çetelerin “yeni Suriye ordusu” adıyla sahneye sürülmesi gerçeği değiştirmemektedir. Cellada üniforma giydirilmiş, barbarlık yeniden ambalajlanmıştır. Değişen yalnızca isimlerdir; kesilen başlar, yakılan köyler, sürülen halklar aynıdır.

2014’te Kobanê’nin düşmesini bekleyen, sınırlarını IŞİD çetelerine açan, yaralı cihatçıları tedavi eden Türkiye’deki faşist rejim bugün de aynı suç zincirinin aktif bir parçasıdır. Dün IŞİD eliyle yapılamayan ne varsa, bugün HTŞ eliyle tamamlanmak istenmektedir. Saray rejimi bu saldırıların seyircisi değil, kurmayıdır. HTŞ’nin Rojava’ya dönük hamlelerinin hem siyasi hamisi hem de fiili destekçisidir. Bu saldırılar, Kürt halkına yönelik inkâr ve imha siyasetinin Suriye sahasındaki devamıdır; sınır aşan bir soykırım pratiğidir.

ABD emperyalizmi ise her zamanki gibi ikiyüzlü, her zamanki gibi suçludur. “IŞİD’le mücadele” yalanıyla Kürt halkının direnişini kendi çıkarları için kullanan ABD, bugün aynı halk tasfiye edilirken çetelere alan açmaktadır. HTŞ’nin ele geçirdiği hapishanelerden binlerce IŞİD’linin serbest bırakılmasına göz yumulması tesadüf değildir. Bu, emperyalizmin “terörle mücadele” masalının bir kez daha çöktüğünün ilanıdır. Emperyalizmin sorunu cihatçılık değildir; sorun, cihatçıların kimin hizmetinde olduğudur.

Rojava’ya dönük saldırılar anlık gelişmeler değildir. Bunlar emperyalist pazarlıkların, kirli mutabakatların ve bölgeyi yeniden dizayn etme planlarının sahadaki infazıdır. Halep’te Kürt mahallelerine yönelen saldırıların, HTŞ’nin ABD arabuluculuğunda İsrail’le kurduğu utanç verici ilişkilerin hemen ardından başlaması rastlantı değildir. Türkiye devleti bu sürecin bizzat içindedir. Saray rejimi, İsrail karşıtı hamaset yaparken perde arkasında İsrail işgallerini meşrulaştıran bu denklemi desteklemiş; karşılığında Kürt kazanımlarının tasfiyesi için alan açılmasını talep etmiştir. İkiyüzlülük de suç ortaklığı da tam olarak buradadır.

HTŞ’nin Halep’ten Fırat’ın batısına, oradan Rakka ve Deyrizor’a uzanan saldırıları; ABD’nin, Türkiye’nin ve bölgedeki işbirlikçi güçlerin dahil olduğu daha büyük bir planın parçasıdır. Amaç açıktır: Rojava’yı kuşatmak, yalnızlaştırmak, askeri ve siyasi olarak boğmak ve sonunda teslim almaktır. “Kandil’den talimat” söylemi, Kürt halkı ile direniş arasına güvensizlik sokmayı hedefleyen ideolojik bir saldırıdır. Direnişi kriminalize etme, meşruiyetini kırma ve tasfiyeyi kolaylaştırma çabasından başka bir anlamı yoktur.

Şam’da Colani’nin SDG’ye dayattığı teslimiyet planının reddedilmesinin ardından saldırıların yoğunlaşması her şeyi açıklamaktadır. Rojava teslim olmadığı için hedef alınmaktadır. Emperyalist dizayna boyun eğmediği için kuşatılmaktadır. Rojava Özerk Yönetimi’nin seferberlik ilanı bu nedenle yalnızca askeri bir karar değil; açık bir politik meydan okumadır: Teslim olmayacağız.

Bugün özellikle Kobanê’nin yeniden hedef alınması tesadüf değildir. Bu, tarihsel bir intikam saldırısıdır. Kobanê, IŞİD karanlığını parçalayan bir direniş mevzisidir. Emperyalistlere, faşistlere ve cihatçılara “yenilmez değilsiniz” diyen bir halk iradesidir. Bu yüzden Kobanê kuşatılmıştır. Bu saldırı yalnızca Kürt halkına değil; kadın özgürlüğüne, halkların eşitliğine ve devrimci umuda yönelmiştir. Bu, yeni bir IŞİD kuşatmasıdır.

Bugün kendini “sol” olarak tanımlayan bazı çevrelerin, saldırganlara karşı saf tutmak yerine Kürt halkına “emperyalizm dersi” vermeye kalkışması açık bir karşı devrim cephesine destek verme anlamına gelmektedir. “Ama ABD” diye başlayan her cümle, fiilen HTŞ’nin, soykırımcı Türkiye rejiminin ve emperyalizmin safına yazılmaktadır. Bugün direnişe mesafe alan her tutum, saldırganların elini güçlendirmektedir. Konforlu tarafsızlık, devrimcilik değil; teslimiyetçiliktir.

Evet, ABD ile kurulan ilişki bir açmazdır. Ancak Kürtler emperyalizmin askeri değildir. Tam tersine, ABD bugün Kürtleri yüzüstü bırakabilmektedir; çünkü Kürtler teslim alınamamıştır. Örgütlü, dirençli ve seferberlik ilan edebilen bir halk kimsenin piyonu değildir.

Şovenizmin zehriyle malul olmayan Türkiye Devrimci Hareketi’nin tutumu açıktır ve nettir: Emperyalizme, şeriatçı çetelere ve soykırımcı Türkiye devletine karşı Rojava halkının mücadelesinin yanında koşulsuz ve şerhsiz durulmaktadır. Filistin halkının direnişini nasıl savunuyorsak, Venezuela halkının iradesini nasıl sahipleniyorsak, her halkın kendi kaderini tayin etme hakkını da amasız, fakatsız savunuyoruz.

Bugün HTŞ artığı bir rejimin Suriye’ye giydirilmesine karşı çıkmak; Arap, Kürt, Süryani, Ermeni, Türkmen; Sünni, Alevi, Dürzi ve Hristiyan tüm halkların eşit, özgür ve seküler bir geleceğini savunmak demektir. Bunun yolu bellidir: Rojava kuşatmasına karşı mücadeleyi büyütmek, dayanışmayı örgütlemek, suskunluğu parçalamak.

Artık gri alan yoktur. Tarafsızlık yoktur. Bugün susan, yarın bu karanlığın ortağıdır.

Kobanê bir kent değil, bir mevzidir. Kobanê düşerse yalnızca bir şehir değil, insanlığın direniş hafızası hedef alınır. Kobanê direnirse, halkların yenilmezliği bir kez daha tarihe yazılır.

Bugün saflaşma günüdür.

Serhat Yılmaz