Giriş
Türkiye’de DGD-SEN öncülüğünde depo işçilerinin başlattığı direniş kazanımla sonuçlandı. Bu vesileyle, İsviçre’de depolarda çalışan işçilerin çalışma koşullarını ele alan bir yazının kaleme alınmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Halkın gündelik yaşamının devamını sağlayan gıda ve diğer materyallerin hazırlanması ve ulaştırılmasında depo işçilerinin önemli bir katkısı vardır.
Migros, Coop, Aldi, Lidl gibi büyük market zincirlerinin depolarında genellikle farklı uluslardan göçmen işçiler çalışmaktadır.
Dil yetersizliği, eğitim eksikliği ve vasıflı iş gücü kategorisinde yer almamaları, göçmen işçileri bu sektörlerde çalışmaya itmektedir. En ağır iş kollarında çalışanların büyük bir kısmını göçmen işçiler oluşturmaktadır.
Göçmen işçi, sermaye açısından ucuz iş gücü anlamına gelmektedir.
İsviçre’de 2022 verilerine göre enflasyon yaklaşık %2,8, 2023’te %2,1 ve 2026 yılı için %0,1 civarında açıklanmıştır. Yani 2022–2026 yılları arasında başlangıçta yüksek olan enflasyonun zamanla düşüşe geçtiği görülmektedir. Peki, bu düşüş halkın yaşamına yansımış mıdır?
Veriler, enflasyondaki düşüşün halkın zorunlu ve yaşamsal ihtiyaçlarına yansıtılmadığını göstermektedir. Son üç yılda enerji (elektrik, gaz, ısınma vb.) fiyatları %35, konut kiraları ve maliyetleri ortalama %10–11, sigorta (sağlık, konut, araç vb.) giderleri %10, gıda fiyatları ise (özellikle yağ, yumurta gibi temel ürünlerde) %15–20 arasında artmıştır. Bu artışlar toplumun tüm kesimlerini (zenginler hariç) etkilese de en fazla ucuz iş gücü olarak görülen göçmen işçi sınıfını etkilemiştir.
Sermaye sahipleri, sektörde çalışan işçilere genellikle asgari ücretin biraz üzerinde ödeme yapmaktadır. Depolarda çalışan işçilerin aylık ortalama maaşı yaklaşık 3.600 frank civarındadır. Tek cazip unsur olarak emeklilik kasasına yatırılan primlerin görece yüksekliği gösterilmektedir. Bunun dışında kayda değer bir yan hak bulunmamaktadır.
Peki, neden yıllık ücret artışları yapılmamaktadır? Patronlar bunu, İsviçre’de enflasyon oranının düşük olmasıyla gerekçelendirmektedir. Oysa istatistikler tam tersini göstermektedir.
Kira, gıda, elektrik, iletişim ve diğer tüm giderlerde ciddi fiyat artışları yaşanmıştır. Yaşamsal giderler yükselirken göçmen işçilerin maaşları yerinde saymıştır. Birçok göçmen işçi, ücret yetersizliği nedeniyle sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadır. Hasta olsa bile doktora gitmemektedir.
Ailesiyle birlikte ne seyahat planı yapabilmekte ne de tatile gidebilmektedir. Çocuklarının gelişimine katkı sağlayacak kurslara ve etkinliklere maddi kaynak ayıramamaktadır. Dışarıda yemek yiyememekte, ucuz olduğu için sağlıksız, rutubetli ve eski evlerde yaşamak zorunda kalmaktadır. Bu durum, sorunun yalnızca ekonomik boyutudur. Diğer sorunları şu şekilde sıralayabiliriz:
- Göçmen işçilere iş sağlığı ve güvenliği konusunda yeterli eğitim verilmemektedir. İş kazası yaşandığında ise kazayı geçiren kişiye yalnızca birkaç saatlik eğitim verilmektedir. Bu da yeterli değildir.
- İş sözleşmelerinde çalışılan bölüm belirtilmesine rağmen patronlar sözleşmelere uymayarak göçmen işçileri farklı alanlarda çalıştırmaktadır. Bunu denetleyen etkili bir mekanizma bulunmamaktadır.
- İsviçre’de Weihnacht, Fastnacht vb. özel günlerde iş yoğunluğu artmakta ve fazla mesai yapılmaktadır. Biriken fazla mesailer ücret olarak değil, izin şeklinde verilmektedir. Ancak izin günlerinin ne zaman kullanılacağına işçiler değil, yöneticiler karar vermektedir.
- İşçilerin forklift ehliyeti gibi kurslara başvuru yapmalarına rağmen, bu kurslara çoğunlukla yönetime yakın veya aynı ulustan olan kişiler gönderilmektedir. Özellikle Afrika kökenli işçilerin başvuruları sıklıkla geri plana itilmektedir. Bu durum açık bir ayrımcılık örneğidir.
- İsviçre’de her yıl işçilerin çocukları, ebeveynlerinin çalıştığı iş yerlerinde bir gün geçirerek çalışma ortamını tanımaktadır. Bazı şirketler çocuklara küçük hediyeler verirken, depo işçilerinin çocuklarına hiçbir zaman hediye verilmediği; buna karşın beyaz yakalı yöneticilerin çocuklarına hediyeler dağıtıldığı görülmektedir. Bu durum, ayrımcılığın başka bir boyutunu ortaya koymaktadır.
- Göçmen işçilerin sıkça dile getirdiği “B vitamini” (torpil) iş yerlerinde de yaygındır. Ofis departmanında tanıdığı olan ya da yöneticilerle aynı ulustan olan işçilere daha fazla kolaylık sağlanmakta, hatta haksız oldukları durumlarda bile sorunları daha çabuk çözülmektedir. Bu durum eşitlik ilkesini zedelemektedir.
Depo İşçileri Ne İstiyor?
- Yaşamsal giderlerde ciddi artışlar yaşanmıştır. Mevcut maaşlar bu giderleri karşılamaya yetmemektedir. Bu nedenle en düşük depo işçisi maaşı 5.300 frank olmalıdır ve bu talep tüm sektörlerde çalışan işçiler tarafından sahiplenilmelidir.
- Göçmen işçiler tam zamanlı çalıştıkları için çocuklarını kreşe göndermek zorunda kalmaktadır. Ancak kreş masrafları oldukça yüksektir. Yüksek kârlar elde eden patronlar, işçi çocukları için iş yerlerinde kreş açmalı ya da bu masrafları karşılamalıdır.
- Kadın işçiler, aynı işi yapmalarına rağmen erkek işçilerden daha düşük ücret almaktadır. Bu ayrımcılık kaldırılmalı, eşit işe eşit ücret ilkesi uygulanmalıdır.
- Yıllık izin ve fazla mesai izinlerinin ne zaman kullanılacağına patronlar değil, işçiler kendileri karar vermelidir.
Sonuç
İsviçre’de göçmen işçiler genel olarak yalnızca faturalarını ödeyebilen, temel giderlerini karşılayabilen ve ertesi gün işe gidebilecek kadar yaşayabilen bir konumdadır. Bu koşullarda daha fazlası mümkün değildir.
İnsanca yaşayabilmenin ve daha fazla hak elde etmenin yolu örgütlenmekten ve birlik olmaktan geçmektedir. Ancak göçmen işçiler henüz bu birliği ve örgütlülüğü tam anlamıyla sağlayabilmiş değildir. Sendikal örgütlenme ve mücadele, Türkiye koşullarıyla birebir aynı değildir. Bu konu, belki de başka bir yazıda ayrıntılı olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak depo işçilerinin iş yerlerinde yaşadığı sorunlar büyük ölçüde burada bahsedilenlerle sınırlıdır. Eksikleri olabilir ancak fazlası yoktur. Elbette bu sorunlar her depoda aynı biçimde yaşanmayabilir ve farklılıklar gösterebilir.
Depo işçileri taleplerinin kısa vadede gerçekleşmeyeceğinin farkındadır. Ancak göçmen işçiler arasındaki birlik ve dayanışma büyüdükçe ve İsviçreli sınıfın öncü güçleriyle birleştiğinde, uzun vadede bu taleplerin kazanılmaması için hiçbir neden yoktur.
Göçmen işçilerin emeği İsviçre’yi ayakta tutmaktadır. Göçmen işçiler kendi güçlerinin ve önemlerinin bilincine vardığında, alamayacakları hiçbir hak yoktur.
Biraz sabır, biraz emek…
Kazanabiliriz!
Volkan Karakuş
