“Güle güle yoldaşım” dersiniz; “senden ne varsa bizimle yaşayacak: Sen gittin ama kavgan sürecek. Güle güle kardeşim güle güle”. Ve susarsınız, bu acılar için, bu gözyaşları için, bu analar için, bu genç sevdalarımız için diyerek gecenin evine vuracağınız günü beklersiniz.
Bayram Akdoğdu Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. Yaşam onu çocukluk yaşında ailesi ile birlikte geçim koşullarının sürüklediği alınteri, ekmek ve kavgasının kenti İstanbul’a taşınmayı zorladı. Bayram, devrimci düşünce ile çok erken yaşta etkilendi ve onu özümsedi. Yaşamının sonuna kadar devrim ve sosyalizm mücadelesinin bir militanı oldu. Bayram Akdoğdu devrimci mücadelenin içerisinde bir yandan mücadele ederken kapitalist sistemin kendisinde yarattığı zaaflarının da aşması ve karşıda savaşım içerisine girmenin de bir devrimci görev olduğunun bilinciyle kendisini amansız bir mücadele içinde yeniledi ve aştı. Devrimci olmakta cüretinive fedakarlığını kuşanmaktan geri kalmadı zor günlerde düşlerine hep bağlı kaldı. Hapishane yaşamı, Rojova’da Kürt halkının özgürlük mücadelesinin en çetin sürecinde saflara katılmaktan halkların köprüsünün bir parçası olmaktan geri durmadı. Rojova’da uzun yıllar kalıp ön cephelerde kendisi gibi DAİŞ’e karşı savaşan yoldaşlarıyla birlikte devrimi örgütleyenler arasında yer aldı. Rojova’da Kürt halkının özgürlük savaşımı gerçekleştikten sonra orada bir süre sağlık sorunları ile boğuştu. Ve uzun uğraşları sonucu Avrupa’ya geçmek sağlık tedavi etmek zorunda kaldı. Orada da ne zaman arasam “hevallerle görüşüyorum” Bayram orada da boş durmuyor gazete kitap dağıtımını yapıyor birçoğunun mücadeleyi terk ettiği dönemde o mücadeleye daha çok sahiplenip yaşamını sonuna kadar son nefesine kadar devam etti yoluna. Yakın günlerde evinde kalp krizi sonucu devrim ve sosyalizme adanmış bir yaşamıyla ölümsüzleşti Bayram Akdoğdu. Bayram Akdoğdu onu en son mücadele yoldaşları ve Kürt ulusunun özgürlük kavgasında enternasyonalist dayanışma desteğini verdiği Kürtler en son tanıştığı gidip geldiği Mezopotamya derneği aracıyla uğurladı Tokat’a memleketine. Köyüne geldi uzun yıllar hasret kaldığı evinin önüne anasına kardeşlerine akrabalarına geldi Bayram. Köyü onun temiz kalbinin etrafında birleşti. Doğaya toprak anaya emanet ettik kavgamızın kızıl ölümsüzleşenini. Anılarına bağlı mücadelene sadık kalarak anacağız seni güzel kardeşim.
Kötüsü yalnız olmaktır, kötüsü kendini yalnız duymak. Bu nedenle koca Nazım; “ölüm kendinden önce bana yalnızlığını yolladı” diye yazmıştır son günlerinde.
Her devrimci bilir yalnızlığın ölüm olduğunu. Umudu tükenirse yalnız duyar kendini insan. Yüreğindeki barikatları çoğaltırsa yalnızdır devrimci. Bir de olur, olmaz demeyelim; yoldaş sıcaklığından mahrum kalırsa, yalnızlık üstüne üstüne iner devrimcinin.
“Az sonra ölecekmişiz ne gam/ bin ömür yaşadık biz/ ve üstelik/ Omuzlarında yoldaşların/ bayrağımızla gömüleceğiz” diyor şair, yangına durmuş bir gecede. Ve ölüm üstüne düşünmekteyim. O, olmazsa yaşamanın da anlamını kaybedeceği kaçınılmaz sonun… Kaybetmek; yani bir daha “merhaba” diyememek.
Zor dönemlerde düşlerinin ucunu asla bırakmayanlardandı, hani; inançları mevsimlik olmayanlardan, hani; emekçi alınterini mücadeleye katık edebilenlerden, hani; acılarla örselense de yüreği, gürültüsüzce türküye katılmayı becerebilenlerden. Çünkü hayatın emekçisiydi.
Direndi de direndi, hiç karanlık bulaşmamış elleriyle sıkıca tutundu hayata.
“Biz ne çok öldük, biz kaç çeşit öldük, kaç kez ‘ölüm adın kalleş olsun’ diye haykırdık isyanımızı” diye düşündüm.
“Güle güle yoldaşım” dersiniz; “senden ne varsa bizimle yaşayacak: Sen gittin ama kavgan sürecek. Güle güle kardeşim güle güle”. Ve susarsınız, bu acılar için, bu gözyaşları için, bu analar için, bu genç sevdalarımız için diyerek gecenin evine vuracağınız günü beklersiniz. Beklersiniz gününüzü; nöbeti devralarak, biraz daha umutlu, biraz daha gayretli olmak gerektiğinin bilinciyle kavgada çoğala çoğala…
