Gülistan Doku Dosyası: 6 Yıllık Karanlık ve Bugün Açığa Çıkan Çatlaklar

featured
0
Paylaş

Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 2020 yılında kaybedilmesinin üzerinden 6 yıl geçti. Bu süre boyunca dosya ya sürüncemede bırakıldı ya da sınırlı adımlarla geçiştirildi. Ailenin, arkadaşlarının ve kamuoyunun ısrarlı adalet talebine rağmen etkin bir soruşturma yürütülmemesi, devlet içindeki koruma mekanizmalarına dair ciddi soru işaretleri yarattı.

Bugün gelinen noktada, dosyada yaşanan son gelişmeler, gerçeğin ortaya çıkarılması yönünde atılmış bir adımdan çok, sistem içi çatlakların ve güç mücadelelerinin bir yansıması olarak değerlendirilmelidir. Son operasyonda aralarında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in de bulunduğu isimlerin gözaltına alınması ve bazı tutuklamaların gerçekleşmesi, yıllardır dokunulmayan alanlara sınırlı da olsa bir müdahale anlamına geliyor. Ancak bu müdahalenin, dosyanın bütününü açığa çıkarmaktan ziyade belirli isimlerle sınırlı kalma riski kamuoyunda tartışılıyor.

Altı yıl boyunca neden hiçbir somut ilerleme sağlanmadığı, kimlerin neden korunup kollandığı ve soruşturmanın neden bu kadar geciktiği soruları hâlâ yanıt bekliyor. Olayın yaşandığı dönemde görevde bulunan üst düzey güvenlik ve siyasi yetkililere yönelik herhangi bir ciddi işlem yapılmamış olması, “cezasızlık” ve “koruma kalkanı” tartışmalarını güçlendiriyor.

Meclis’e verilen onlarca soru ve araştırma önergesinin yanıtsız bırakılması, herhangi bir araştırma komisyonunun kurulmaması ve dosyanın yıllarca kapalı tutulması, bu olayın yalnızca bir kayıp vakası olmadığını; aynı zamanda devlet aygıtı içindeki işleyişe dair daha derin bir sorunun parçası olduğunu gösteriyor. Soruşturma kapsamında ortaya çıkan yeni bilgiler, emniyet içindeki bazı işlemler ve tanık beyanları, olayın arka planının çok daha geniş olduğunu düşündürüyor.

Aile ve Gülistan’ın arkadaşları ise açık bir şekilde şunu söylüyor: Bu dosya birkaç kişiyle kapatılamaz. Gerçeğin ortaya çıkması, yalnızca bugün gözaltına alınan isimlerle sınırlı bir süreçle değil, tüm sorumluların açığa çıkarılmasıyla mümkündür. Çünkü mesele yalnızca bir kişinin kaybedilmesi değil, bu kaybın nasıl mümkün hale geldiğidir.

Bugün ortaya çıkan tablo, gerçeğin kendiliğinden açığa çıkmasından çok, sistem içindeki güç ilişkilerinin ve çatışmaların bir sonucu olarak belirli noktaların görünür hale gelmesidir. Ancak bu sınırlı açığa çıkış, gerçeğin tamamının ortaya konulması için bir fırsata dönüşmek zorundadır. Aksi halde, geçmişte olduğu gibi dosyanın yeniden kapatılması ve sorumluların korunması riski devam edecektir.

Benzer şekilde Van’da yaşamını yitiren Rojin Kabaiş dosyasında da sürecin ilerlememesi, bu tür olayların sistematik bir sorun haline geldiğini göstermektedir. Bu nedenle talepler nettir: Deliller karartılmamalı, sorumlular korunmamalı ve dosyalar parçalanarak değil, bütünlüklü biçimde ele alınmalıdır.

Gülistan Doku dosyasında gelinen aşama, bir son değil, gerçek anlamda bir başlangıç olmak zorundadır. Tüm ilişkiler ağı ortaya çıkarılmadan, sorumluluk zinciri en üst düzeye kadar araştırılmadan ve kamuoyu tatmin edici bir şekilde bilgilendirilmeden adaletin sağlandığından söz etmek mümkün değildir.